Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 Teia.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Adrasteia Quiwen



Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 25/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
44/100  (44/100)

MesajKonu: Teia.   Cuma Mart 25, 2011 3:26 pm

    Herkesin Hogsmeade gezisine gittiği gün kendisinin yatakhanenin ortasında, yerde oturması çok yazık. Hogwarts görevlileri -sorumluluk almak istemediklerinden olacak- ebeveynlerinin izin verdiğine dair bir kağıt istemişti öğrencilerden. Haklı sayılabilirlerdi. Kim Adrasteia’nın sorumluluğunu almak isterdi ki? Yaramaz bir kız çocuğu gibiydi yetişkinler için; durmadan başını belaya sokan ve uslanmayan. Hışımla ve istemsizce başını salladı hızla. Saçları yüzüne düşmüştü. Babasına bir mektup yazmıştı Hogsmeade konusuyla ilgili ancak aldığı cevap olumlu olmamıştı. İzin alamadığını en yakın arkadaşlarına bile söylememiş, babasının cevabını beklediğini söyleyerek oyalamıştı günlerce. Eninde sonunda söylemek zorunda kalmıştı ve geçitlerden birinden geleceğini söyleyip arkadaşlarına Balyumruk’ta buluşma sözü verdikten sonra odada oturmaya devam etmişti. Hogwarts’a gelmeden önce tartıştıkları için hala kızgındı anlaşılan babası. Hoş, cadı ısrar etseydi izin alabileceğini biliyordu; ama etmemişti. Belki bu gün yapacağı şey için sadece bir bahaneydi bu. Şu ara herkesle sorunları vardı. Sevgilisi aldatmıştı genç yılanı. Bu konu yüzünden birçok insanı da terslemişti. Atlatılması kolay bir şey değildi bu. Bir de sürekli kendini affettirmeye çalışan Wulfric vardı. Bunu onlara ödetmişti ama aldattığı kız bir türlü bırakmıyordu çocuğun peşini. Öyleyse Adrasteia Quiwen, nadir yaptığı bir şey yapacaktı. Vazgeçecekti. Her şeyden, herkesten…

    “Herkes mutlu. Ben hariç herkes...”

    Sözleri kalbinin tüm kinini dışarı vururcasına kirli ve soğuk çıkmıştı dudaklarından. Kendi kendine konuşuyordu hayallerinin altında ezilen bir şizofreni hastası gibi çaresizce. Amacı acı vermek olan bir sesti kulaklarını çınlatan. İşin en kötü yanı; işkenceyi yapanın kendisi olmasıydı. Kendi kendinin canını yakmayı seven insanlara hep acırdı; Adrasteia Quiwen’in ne kadar acıması varsa, o kadar. Çevresine güçlü görünmeye çalışan ancak çıt kırıldım, küçük bir kız çocuğu… Bu sefer sessiz de olsa bir tepki veremedi düşüncelerine. Salazar olsa utanırdı bu kadar güçsüz bir Slytherin öğrencisinden. Her nefes alışverişinde kuruyan dudaklarını ıslattı. Titreyen ellerini yavaşça mavi, daima acımasız bakan gözlerinin çevresinde gezdirdi. Daima değil. Şimdi acınası bakıyordu gözleri. Koyu renk saçlarını yüzünden çekerek dolabındaki kazaklardan birini almak üzere ayağa kalktı yerden destek alarak. Kalkışının hızından dolayı başı dönmeye başladı. Üzerindeki tuhaf hissin geçmesini bekledi gözlerini kapatıp. Daha iyi hissettiğinde gözlerini yavaşça açarak muazzam yatağın tavandan sarkan nar çiçeği rengindeki tülüne tutunmaya çalıştı; ancak tül, perdeyi tutan düğmelerin kopuşuyla kendini yere serdi. Yataktan tutunarak doğrulup dolaptan aldı kazağı dikkatlice. İçgüdüsel bir hareketle dolaptaki parşömen ve tüy kalemi de yanına aldı. Siyah boğazlı kazağın içindeki sert nesne kanını donduruyordu. Kolları uyuşmaya başlamıştı nesneyi hissettikten sonra. Kalp atışları ufak teklemeler dışında metrelerce koşmuşçasına hızlıydı. Kalbinin ritmini düzenlemek için derin nefesler almaya başladı. Ancak işe yaramamış, nefeslerini verirken ürperip titremesine neden olmuştu sadece. Sessizce yatakhaneden koridora çıktı. Ayak sesleri boş koridorda yankılanırken bir sima çarpıverdi gözüne; ancak, kafasının bulanıklığından olacak, tanıyamadı. Kulakları çınlamaya başlarken içgüdüsel olarak geriye dönüp adımlarını hızlandırarak yalnız kalabileceği bir yere yol aldı. Kollarındaki kazağı göğsüne bastırıp eliyle kontrol etti sert nesneyi. Oradaydı. Tüm acımasızlığıyla…

    *

    Tuvaletin kapısını açarken koridorda koşuşunu hatırlıyordu sadece hayal meyal. Buz gibi parmaklarını saç diplerinde gezdirerek içeriye girdi. Hala içi üşüyordu. Yerde bağdaş kurup sırtını duvara yasladı. Kazağı önüne koyduktan sonra açıp elini içinden çıkan hançer üzerinde gezdirdi. Demirden sapı işlemeli ve zarifti. Annesinin canını alan hançer… Birkaç yıl önce, bir kavga sonrasında kendisini odasına kilitleyen annesinin cansız bedenini bulmuşlardı. İntihar… Daha sonra hançeri alıp odasına götürmüştü; babasının haberi yoktu. Olsaydı ne kadar kızacağını tahmin bile edemiyordu. O zamanlardaki yoğun üzüntüden olacak, hançerin yokluğunu fark etmemişti bile adam. Hançerin işine yarayacağını düşünmemişti hiç. Ama hep yanında taşıyordu. Annesine dokunan son şey olduğu için belki de… Gözyaşları akmaya, dişleri titremeye başlamıştı. Ellerini kuru dudaklarına koyarak birbirine çarpan dişlerini durdurmaya çalışsa da başarılı olamadı. Annabel ve Aphrodite… Hogwarts’a geldiklerinde şaşkına döneceklerdi. Yanına aldığı parşömen ve tüy kalemi alıp üzerine bir şeyler yazdıktan sonra katladı. “A&A’ya; üzgünüm, benim için en iyisi bu olacak.” Acısı doruğa ulaşıp gözyaşları ona histeri belirtilerini hatırlattığından daha fazla yazamayacağını anlamıştı. Parşömeni iki kere katlayıp önüne özenle koyduktan sonra hançeri koluna sapladı. Acıyla dişlerini sıkarken elindeki nesneyi itiyor, açtığı yarayı derinleştiriyordu. Yavaşça sızmaya başlayan kan daha sonra şelale misali kolundan akarken odadan çıkmadan önce tutunmaya çalıştığı perdenin kendini bırakışı gibi soğuk zemine düşüverdi narin bedeni. İstemsizce kalkan yaralı kolu bedeninin üzerine, kalbine, gidip hançeri dostlarına yazdığı kağıdın üzerine düşürmüştü. Sıcak kan boynuna doğru akarken vücudunun soğukluğuyla karşılaşıyordu. Ölümün güzel olacağını düşünmüştü; sıcak olacağını. Ecel onu koynuna aldığında huzura ereceğine inanmıştı. Düşüncelerinin tam tersine soğuk ve acımasızdı. Her şeyin bittiğini hayal etti cadı. O zaman hiçbir şey hissetmeyecekti. Bu düşüncelerle teslim edebilirdi ruhunu.

    Gözleri kapanmadan, görüşünün ve zihninin bulanıklığından seçebildiği iki şey vardı. Kapıyı açıp genç Slytherin öğrencisinin yerde kanlar içinde yatan bedenini gören sarışın profesör Sleet’in yüz ifadesiydi ilki. Diğeri; genç profesörün yaptığı iyileştirme büyüsünden sonra kollarında güçlükle taşıdığı bedeni hastane kanadına götürürken hissettikleriydi genç yılanın. Uyandığında ölmeyi bile beceremediği gerçeğiyle yüzleşirken lanet edecekti. Uyurken gördüğü rüyaları ise atlatması kolay olmayacaktı.

    Ve Tanrı yarım bırakmıştı onu, yine. Ona daha fazla acı çektirmek adına yeryüzünde tutuyordu.
    Üstüne üstlük, O’nun merhametine inanmasını bekliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Usta
Usta
Usta


Mesaj Sayısı : 44
En Belirgin Özellik : Puan veririrm
Kayıt tarihi : 23/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Teia.   Cuma Mart 25, 2011 3:53 pm

Anlatım: 18/25
İmla: 13/15
Görünüm: 9/10

Büyücü Gücü: 40
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Usta
Usta
Usta


Mesaj Sayısı : 44
En Belirgin Özellik : Puan veririrm
Kayıt tarihi : 23/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Teia.   C.tesi Nis. 02, 2011 2:11 pm

Anlatım: 20/25
İmla: 14/15
Görünüm: 10/10

Büyücü Gücü: 44 Puan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Teia.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: