Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 Jezabel Rosenberg

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ursula Avalon Glenn
Kara Büyüler Profesörü & Nora
Kara Büyüler Profesörü & Nora


Mesaj Sayısı : 7
En Belirgin Özellik : Ruhu soğuk.
Kan Durumu : Kansız.
Kayıt tarihi : 21/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
49/100  (49/100)

MesajKonu: Jezabel Rosenberg   Ptsi Mart 28, 2011 12:36 am

Dedi: Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. And olsun sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan? (Nisa & 87)
Konuştu: Benim sözüm senden daha doğrudur, ey yaratan. Kıyameti dünyaya farz kılan…
Dedi: Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk. (Cîn & 5)
Konuştu: İnsan ruhlarından nurda örsen karşıma, onların cahilliğine basıp gideceğim ben, hakkım olana.
Dedim ve gittim: Nifak tohumunu şer ile ektim, şimdi kan ile biçeceğim. Kaçın insanlık, sizin günahlarınızdan beslenen; beni serbest bıraktı.


Saligia:
Hiç sahip olmadığım masumiyet için
Kıyameti çağırıyorum, fısılda hazin sonu gün batımı.
Kilitli tutulan tüm kapıları aç,
Sapkınlıklarım umutlarım olsun ve cehennemim; cennet olsun.

Konuştu: Onlar için; seni en seveni buzdan cehenneme attın, ben ise burada ki buzdan onlara silah yarattım.
Dedi: Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zâriyât & 56)
Dedim ve gittim: Ama beni sen yaratmadın.


Kainat:
Düşen akik taşları; benim ruhumun gözyaşları,
Sessizce kavradım, efsunlu yüreğimi…
Bu gün, dünyanın kutsal mahşer günü,
Lavanta koksun aşk için açılan tüm yapraklar,
Koksun ki saflığa bulansın yazgılar.

Dedim: Beni neden sevmedin?
Dedi: Bir kötülüğün cezası; yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükâfatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez. (Şura & 40)
Konuştu: Hani sen bana, çekil git dedindi o gün ve ben yemin etmiştim, topraktan yarattığından en büyük zalimi yaratacağım diye. Tanış, sevmediğinden yaratılan.
Dedim ve gittim: Tüm çamurdan karılanlar, toz olup yıldızlarda savrulacaklar sonrada beni; yani Ölüm’ün elini tadacaklar.


Saligia:
Bu gün tüm piçlerin kanını sokağa akıtacağım,
Çocuk yüzleri kendi kanları ile renklenecek.
Mahzun kalpleri bir zebaninin çıngırağı olacak.
Herktik çizelgelerini kader pusulasından silecekler ve onlarda reddedecekler.
Cehennemde tavaf edip, tüm kitapları yakacaklar.
Hutema’nın alevi ta tan ağarana kadar tenlerini kavuracak.
Kadersiz bedenlerinde, sahipsiz kaldıkları için lanet okuyacaklar.
Sırat köprüsünden peşkeş çekildikleri yalnızlık ile düşüp yanacaklar.
Ah, korunaksız bedenler, ne sefiller…

Dedi: Durmalısınız artık, secde et; seni yaratana ve yarattığı her kula.
Konuştu: Benim için, bu bir ceza. Karşı çıkmamla, senin katıksızlığını onaylıyorum. Aklım seni anlamıyor. Âdemoğlunun sana benzerliği nedir ve ben ki senin özgür iradenin benzersizliğiyim, senden farkım nedir?
Dedi: Onlar ve sen bana kulluk edesiniz diye yaratıldınız ama sen inkârı seçtin. O kıyamet günü, Allah’ı inkar edip Peygamber’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler.
Dedim ve gittim: Gizlemiyorum, hepsi ölecek.


Kainat:
Ne zaman toprak olacağım!
Hangi gün diri diri öldürülmemin, felçli kokuşmuşluğunu üzerimden atacağım.
Ve ne zaman toplanacak ahiret hesabı?
Bu melanet daha ne kadar yıkacak beni ve ben daha ne kadar sıkışacağım iki hayata?
Ver cevaplarımı, ver; Ey Tanrı!

Fas & Kainat’ın ölümünden altı gün önce * Kabil: Ölümün ilk evladı // Hatıralar.

Çeşitli ülkelerde, çeşitli insan ırkıyla tanıştım; hepsinin eşit derecede yersiz ve değersiz olduğunu düşünüyorum fakat aradığım, farklılığın burada gizli olduğunu da Ölüm'ün sesi ile işitiyordum, tek bir kişinin lehine dönen bu çark; beni hızlıca ona getiriyordu. Kainat El Damer… Aynı anda Tanrı’nın gözlerinin de Doğu’nun ihtişamını taşıyan kızda olduğunu biliyorduk. Efendimin Tanrı’ya karşı olan muhteviliği ve kızın günahların içinden doğrulmuş olması, elbet bizim şansımızı artırıyordu. Lâkin kızın vahşi ve egzotik yapısı birçok kişinin ilgi kaynağı olurken, onun kimseye karşı duymadığı ilgi; bizi amaçlarımızdan saptırıyordu. Bu yüzden yıllarca kaderine dokuduğumuz karanlık için sabırla kucak açmasını beklerken, bir başka engelin daha çıktığını düşünüyordum. Ahmed, kadim kan… Hayatta kaç kez pes edersin ve kaç kez bitti, dediğin anda yeniden ve yeniden en başa dönüp bir şeyler için çabalarsın? Herkes için olağan bir gün, Damer aşiretinin gündelik işlerinin seyrinde gittiği, güneşin en zirvede çöle tüm heybetiyle düşüp, içindeki canlıları kendine alıştırdığı oldukça sıradan bir gün... Fakat o bir canlı değildi, taş sarayın tam önündeki kum tepesinde durmuş, eli kılıçlı Damer askerlerini izliyordu. Hepsi prenseslerini korumakla yükümlüydü, yanına hiçbir erkek hatta tek bir canlı yaklaştırmıyorlardı. Yüzlerinde ki peçe bile gözlerinde var olan kararlılığı gizlemiyordu. Müslüman cadıyı beladan uzak tutmakta kararlı olan müritleri; onun için her türlü önlemi aldıklarını düşüne dursunlar, Kabil; efendisinin arzuları için kanlı bıçağını kınından çıkartmıştı bile. Kaldı ki onu sarayın surlarından uzak tutan şaman büyüleri, Tanrı’nın kutsadığını uzak tutamıyor olsa gerekti ve o da bunu çok iyi kullanmakta kararlıydı. Yere eğilip, avuçladığı sıcak çöl kumunu havaya savurmuş ve olağanca kuvvetiyle saraya doğru üflemişti. Kumlar helezonin hareketlerle bir burgu haline gelip, bir çöl fırtınasına dönüşürken o da planının kusursuz işleyip, işlemediğinden emin olmak için Kainat’ın en güvendiği amcasının bedenine yerleşivermiş ve fitne sokmak için yola koyulmuştu.

Fas & Ölüm’e altı kala; Kainat.

“Ah, küçük hanım… Ne olur sakin olun biraz.”
“Hayır, kalfa. Sakin falan olamam, ben dı-şa-rı çıkmak istiyorum!”
“Ama hanımım, biliyorsunuz ki emirler kesin. Hem, hepsi sizin iyiliğiniz için, düşmanlarınızın atıfları kulaktan kulağa geziyor.” Yüzünden akan şefkat ve sevginin birleşimi; bakıcısının Kainat’a duyduğu derin hislerin göstergesiydi. Genç kızı beladan korumak için en çok çabalayanlardan biri olan, tombul zenci elinden gelen her şeyi, Kainat’ın isyankarlığına rağmen yapıyordu. “Anlamıyorsunuz; boğuldum, sıkıldım ve bıktım!” Yaşlı kadın sevgiyle yaklaşıp, Kainat’ın kuzguni karası saçlarına ellerini götürdü. “Hayır, hayır küçüğüm anlıyorum, anlıyoruz ama sende anlamalısın. Seni korumak için bizler yemin ettik. Sen ne olursan ol, ne yaparsan yap… Sağ kalmalısın… Öyle vahi buyruldu.” O hırçın soluksuz kız, bu cümlenin ardından sakinleşip, kendi kavuğuna çekilen küçük bir kuş gibi beyaz elbisesinin ipekten eteğini savurup, olduğu yere, minderlerin üstüne çöküvermişti. Eşi benzeri olmayan mavi gözlerini kalfasına dikip, usulca fısıldamıştı. “Tekrar anlatır mısın?” Yaşlı kadın, tombul bedenini sürükleyerek, kızın yanına gelmiş, oturmuş ve Kainat’ın en sevdiği şeyi yaparak başını kucağına alıp, saçlarını okşayarak anlatmaya başlamıştı. “Babaannen yedi neslin, yedinci şamanıydı, en güçlü tütsüler, en kadir gerçekler ve büyüler hep onun elinden ve dilinden dökülürdü. Onun ölümü hepimizi yıkmıştı çünkü bizi yetiştiren o’ydu. Buna rağmen dayandık, toplandık dualar ettik, yine böyle bir günde elli iki mevlidi için toplanmıştık, sen Hogwarts’a gönderilmiştin. Yerin sarsılışını dün gibi hatırlarım ve odanın içine dolan ışığı ve ışığın konuşuşunu. ‘Onun ruhu her kötüden daha kötü ama içindeki masumluğu her iyiden daha saf. O masumluğun adı Allah. Allah kullarını seven, takdir eden ve terk etmeyendir. Eğer o masumiyet kirlenirse, düşmanın azabı, tüm insanlığa olacaktır. Koruyun, kollayın…’ Kadın bir ayindeymiş gibi saygıyla ezberinde olan cümleyi tekrarladığında, hafifçe ileri geri sallanıyordu ve kestiği cümlesinin ardından ilk inen dua; Fatiha’yı okumaya başlamıştı. Duası bittiğinde; “Amin… Ah küçüğüm, Tanrı seni hiç bırakmayacak, ne olur; sende onu bırakma.” Demiş ve uykuya dalmış olan, Kainat’ın başına küçük bir öpücük kondurup, başını güzelce yerleştirdikten sonra açık olan camı kapatmak için pencereye yürümüştü. Gördüğü manzaranın ürkütücülüğü tüylerini diken diken etmeye yetmişti çünkü sarayın çevresini kaplayan salim fırtına; dev bir girdap gibi her şeyi toplarken aç gözlerini, Kainat’ın bedenine dikmişti. Hızla geri dönüp, dünyanın ve göklerin hakiminin kitabına doğru koşarken, bedenini aniden kaplayan acı, onu yere çökerttiğinde artık çok geçti; Ölüm; onu sonsuza dek susturmuş ve kızın yüreğinin masumiyetini koruyan bir anahtarı daha kırıp atmıştı.

Fas & Hayata Veda * Kainat // Kutsal Zaaf

Tıslar gibi koridorlardan duyulan ses: İnsanlar çok zayıflar…
Korku ve saygıyla inleyen ses: O da bir insan ama…
Yine aynı ses: Hayır, o bir canavar, yaratıcının insan olarak tutmaya çalıştığı bir katil, insanlık ile beslenecek bir katil…
Korkunun hapsolduğu ses: Birazdan her şey bitmiş olacak, tüm koruyucular öldü. Yerlerine geçen bizler ise sonu için gerekli tüm planları hazırladık ve halkı önünde onu almaya hazırız… Lakin acele etmeliyiz.
Aynı ses: Acele etmemize gerek yok, çünkü yaratıcının yarattığı onun sonu için geldi, şimdi biz sadece bekleyeceğiz, az zaman…

Kanlı sabah, güneşini benim için mi doğurdun da bu kadar kırmızı ve can alıcısın. Yoksa renklerinin cümbüşü içime işlerken, acımın kokusu daha bir yayılsın diye mi? Kainat gece kadar karanlık elbisesinin peçesini yüzüne getirdi. Tek açık kalan yer olan muhteşem gözlerine çekilmiş sürme ile merdivenlerden inerken etrafı süzüyordu. Yüreğindeki sıkıntıyı daha da artıran gözleri görünceye kadar… İçi titremişti, duaların esintisi, kuduz yüreğine varmak için çabalasa da etrafını kaplamış etten ve ölü bedenler hak olanla savaşa girmişti. Kainat’ın sonsuzlukta asla haberdar olmayacağı bu gerçek, bu tuzak onun için biçilmiş kara kefendi. Belki de bir melek için düşme sebebi… Ölüm asla kimseyi sevmezdi çünkü o yalnızlığın içinden çekilip biçimlenmişti, kimsenin de sevgisini istemezdi. Eline gelen pusula aslında Ölüm’ün fermanıydı, genç kızın gözleri hızla kâğıtta gezip, kapıdan koşarak çıktığında, düşmanlarının beyaz salyaları akıyordu dört bir yana. Yüreğini sıkıştıran nefesi, adamın yanına vardığında daha da sıklaşmıştı, bu yaptığı yasaktı, bu yaptığı yasaklanmıştı fakat yasaklara olan açlığı onun zincirlerini kırıyordu. Zarif eli peçesini indirip adama yaklaştığında, bir adım daha yaklaşmıştı sonuna. Bu gaddarlık değil miydi; bir kez olsun iyiliğin kıvılcımıyla parlayan yüreğin aslanpençelerine yem edilmesi, bu acizlik değil miydi; hiç bilmediği bir oyuna kurban gitmesi. İnsan sıcağını son kez taşıyan parmakları adamın kalbini buldu, görülmemiş bir sükun vardı, meleğin kalbinde.

“Seni yanında olmam yasak ama bedenim yasaklardan sıyrılıp sana geldi. Ne tuhaf…” Kız dayandığı göğsün üstünden fısıltıyla konuşuyordu, siyah saçları ay gibi çevrelemişti onları, mavi gözleri ise bir an adamın gözlerinden ayrılmıyordu. Cevap bekleyen bakışları ile hem anlatıyor, hem de ilk defa gülümsüyordu, gerçek ve sıyrılmış bir gülümseme ile gülümsüyordu. Ta ki cümleler, odaya hınçla giren kalabalığa garp kalıncaya kadar. “Yakalayın her ikisini de!” “Durun, size emrediyorum!” Genç kadını zorla tutan askerlerin kolları, canını yakıyordu. Ahmed’i kavrayan ellere ve kendini yakalayanlara öfke saçıyordu. “Kimsiziniz, ne hakla odama girip beni alıyorsunuz?” “Sizi evli bir adamla zina yapmak ve yasalarımıza karşı gelmekle alıyoruz prenses, kadı sizi değerlendirip suçunuzu atfedinceye kadar zindana yerleştirileceksiniz, şimdi zorluk çıkarmayın ve yürüyün!” Kainat üstüne örtülmüş hile örtüsünün arasından son çığlığı ile durmak bilmeksizin haykırarak Ahmed’e gitmeye çalışıyordu. “Yalan, yalan söylüyorsunuz! Ahmed, Ahmed! Bırakma beni!...” Zayıf bedenini kavrayan eller onu sertçe çekerken, o öne uzattığı kolları ile Ahmed’e erişmeye çalışıyordu. “Bu yaptığınızı ödeyeceksiniz, ben Damer aşiretinin yegâne varisiyim, bırakın beni bırakın!” Kainat odadan zorla çıkartılırken son olarak; “Kalfa, amca, nerdesiniz?! Yardım edin…” Diye haykırmıştı.

Fas & Hayata Veda * Kabil // Ve son…

Miskin ölümlülerin gün ağarışına tanıklık eden ölü vücudum prensesinkinden daha iyiydi. Genç kızın bir haftadır gördüğü sonu gelmek bilmeyen işkencelerin tüm organizasyonunu o sağlamıştı, Kainat’ın her ağzını Tanrı’ya yakarış için açtığında, kör ateşlerle teninde dövmeler oluşturturmuş, et yiyen karıncaları güzel bedeninde zerk ettirmişti. Ve son olarak Ahmed’in ve onu tutanların, diri diri yakılışını gören Kainatın gözleriyle, dilinden dökülen Tanrı’ya isyanına şahit olmuş ve Ölüm’den istediği yardıma hazır olarak çöl aslanlarının bedenlerinde raks etmişti. Kalbini söküp aldığında son akan gözyaşıyla geldiği yere, dünyanın sonunu getirdiği kumpasla dönmüştü çünkü o gözyaşı inancın son kırıntısıydı ve masumiyet böylece ölmüştü. Tanrı’da kendi meleğinin yardım ettiği son yüzünden cezasını ağır bir şekilde vererek yine Ölüm’e kar sağlamıştı.

Revolver Casino & Hüsranlar Misk Kokar


"Ben seni hep paylaştım. Kainat olarak efendimizin karanlığının kalbine yerleştirdiği zevkleri erkeklerle dindirirken, Saligia olduğunda ona taparcasına bir sevgiyle bağlanırken, emirlerini yerine getirirken hep... Hep paylaştım." Saligia sessiz bir nazarla karşıladığı sözün ardından, bedenine dolanan kolların arasında huzur ile huzursuzluğu bir arada hissetti. İçinden yine Kainat’ın gülümsediğini hissediyordu ve dudaklarına değen öpücüğün ardından, kahkahalar atıp şen şarkılar söylediğinden emindi ama Saligia bundan hoşnut değildi. "Yaptığım tek şey leydim size ve amaçlarınıza hizmetti. Her ne kadar unutamadığımı iddia etsen de 'O'na bir darbe daha vurmak için yaptım bunu. Önce mazbut bir hayat yaşayan rahibenin bedenini kirleterek onunla alay ettim." Ah, sen kin ne ateşlisindir, tuz gibi değdiğin yere hem bereket hem acı verirsin. Saligia, necromencer’ın kinini zevkle yudumlayarak içiyor, buna rağmen şimdiden vereceği cevaplar; yayından çıkmış olarak, eski meleğe doğru hareket ediyordu. Bedeninde gezen parmaklar ona geçmişin tozunu ağır bir leş kokusuyla beraber karşılatıyordu. Bir yandan devam etmesini arzularken, bir yandan kızgınlığının yine alev aldığını hissedebiliyordu. "Bunu yaparken bize ihanet etmek zorunda olduğumuzu biliyordum. Bu bilinçle öfkelenerek verdiğim zevkin acısını çıkarmak için soğuk dokunuşumu kullandım. Bugüne kadar el değmemiş beden birkaç dakika içinde morluklarla kaplanmıştı.” Baş necromencer dişlerini o kadar sert sıkıyordu ki her an adamın ruhuna geçebilecek elleri, olmayan kalbini bulup buza çevirebilirdi. Kıskançlık günahların en bedevisi ve en zihin bulandıranıydı. Aklın nimetlerinin bolca yararlandığı biri bile saçma bir hareket yapabilirdi. Kıskançlık, insanlığı bir birine düşüren en kolay yemekti. "Sonra da o bedeni açılışı yapılacak heykelle değiştirdim. Ve işte sonucu…" Bedeninden ayrılan kollar ve dudaklar ile baş necromencer kendini bir an boşlukta hissetti. Sonra kabullenmiş gibi başını yana eğip adamın çıkardığı fotoğrafta gezdi gözleri. Çürümüş bedenin aldığı acıyı tahmin etmiyor; biliyordu, Tanrı’nın aldığı bu ezam olaydan keyif alsa da içindeki rahatsızlık ona rahat vermiyordu. "Evet, onu öptüm, ona zevk verdim ama zevk duyduğum tek an işte bu kareydi. Bana inanmıyorsanız leydim susun ve sessizce alın canımı." Saligia son cümlenin ardından gözlerinin bir anlık öfkeyle, refleks olarak açılıp kapanmasını tanık oldu.

Kızgınlıkla irkilen bedeni hor gören bir kinin arasından çıkan sesiyle fısıldadı; “Senin canının bir kez alınışına şahit oldum ben!” İnce bileği hızla adamın yüzüne giderek, Demandred’in yüzünü avuçları arasına aldı ve sözlerine devam etmeden hükümsüz kibriyle sıkıp, adamı geri itti. “Seni yaratana, ben senin yüzünden savaş açtım, seni benle sınadı, beni sonsuz hiçliğe mahkum kıldı!” Bir an için Hogsmeade meydanında aldığı darbeler ve keskin sinirin bulandığı acı, bedenini sarstı. Kısa bir an sallanan ayakları onu tutmayacak gibi kırılmış lakin hemen gerisinde dayandığı masa ile eski kuvvetine kavuşmuştu. Beslenmesi ve bir şekilde kaybettiği enerjiyi yenilemesi gerekti. Mavi gözleri az önce Demandred’in içine dalıp gitmişti, oysa şimdi hatıralarla örseleniyordu. Kısılan kindar sesiyle devam etti konuşmasına; “Senin yüzünden öldüm ben, Demandred ve şimdi sen gelmiş bana beni paylaştığını mı söylüyorsun?” Parmakları maun masayı öyle bir sıkıyordu ki, ağaçtan gelen çıtırtılar, az sonra kopacağının belirtisiydi ve daha belirti gerçekleşmeden tuttuğu kısım kopup kadının elinde kalıvermişti. Hırsla odanın camına savurmuştu tahta parçasını ve ardından adama tekrar dönmüş; “Seninle olduğum için, bedenimi verdim ve sonra emirler, itaatler, sonu gelmek bilmeyen ölümler, bunlar beni mutlu ediyor mu sanıyorsun?! Yetmiyor, ne yapsam bedeli ödemeye yetmiyor, sonu yok, göremiyorum sonu yok…” Sesinin ritimsizliği kendi çelişkileri ve kararsızlıklarından harmanlanıyordu. Gözleri garip bir biçim almıştı, biri olağanca haliyle derin ve masmaviyken, diğeri zifir karası korkular saçan bir siyaha bürünmüştü. “O rahibe bir hiç, o sadece başlangıcın belirtisi olmuş. Tüm Vatikan’ı alacağım ve tüm rahipleri. Sahipsiz kalacaklar sonrada inançsız. İnancı olmayanlar öksüzleşir. Hepsi, hepsi babasız, anasız kalacak. Elem sonu görmek için yaşayacak olanlar var tabi ama hepsini alacağım. Saldrılar için hazırlanacağız! Asla, asla durmayacağız. Tüm ruhlar, ölmeli…” Saligia’nın sözleri şimdiden geleceği belirlemişti. Buna rağmen aklını savaşlara yöneltip Demandred’i rahat bırakmak istese de bir yanı bir türlü buna izin vermiyordu. “Seni bir kez daha almak demek, kendimi bir kez daha öldürmek demek… Söyle, ölmemi mi istiyorsun?” Yavaşça dönüp baktığı gözlerin ardından, adama arkasını dönüp güçlükle cama doğru ilerledi. Kızıla çalan dolunaya bakarak, durgun, hissiz bir sesle konuşmaya devam etti. “Ben yaralıyım, sen yaralısın ve diğerleri… Bizde onların yaralılarını alacağız, ilk hedef St. Mungo…” Demandred’e söylediklerinden sonra tüm gücüyle bağırarak; “Kadir Şamanı çağırın, bize St. Mungo için tılsım hazırlayacak.” Sonra kendi kendine konuşan bir ses ile konuşmasına devam etti. “Asırlar önce babaannemin hazırladığı bir tılsım bu, St. Mungo’nun dört yanına zemzem suyuyla dökülecek ve içindeki çirkef çıyan, bizim saldırımızdan sonra ortaya çıkacak.” Keyfinin yerine geldiğini ve birden konudan uzaklaştığını bilen gülümsemesiyle adama döndü; “Her yaralıyı, her bedeni acımadan alacağız ama onlara küçük bir sürpriz bırakacağız. Toprağın doksan dokuz yerine dökülecek bu tılsım, hastaneyi kurtarmak için giren her insan, doksan dokuz çıyanı besleyecek ve çıyanlar o bedenleri yok edecek.” Saligia acımasızlığın bilenmiş günahlarından aktığını biliyordu, bir an tekrar gökyüzüne çevirdi başını ve “Bütün işlerimiz bittiğinde de dolunay ile doğanları avlayacağız! Neyse, fotoğrafın basına ulaşmasını sağla… Tüm büyücüler yapılan her hareketten haberdar olsun, korkularından beslenip yüceleşebilelim. Her yapılanın ellerine verilmesini sağla, bakanlığa olan inanç, güven her şey sarsılsın. Ki yeni bakana bir hoş geldin hediyesi vermek içinde hazır olalım.” Ebola…

Kederliydi aslında tavırları ve mimikleri, buna rağmen acısını en derine gömmek için öfkesinin ölçülmezliğini sulandırıyordu. Yavaşça adama dönüp sanki az önce konuyu değiştirmemiş gibi adama tekrar sordu; “Söylesene Demandred, az önce Ölüm’e olan sadakatimi dile döktün eğer ona bağlı kalmasam, sana nasıl bağlı kalabilirim ki? Nasıl var olup, yaşayabilirim?” Tüm kuvveti aslında aldatmacaydı ama dayanmak zorundaydı, yoksa kaybederdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Julian Lang
Karanlık Sanatlar Profesörü
Karanlık Sanatlar Profesörü
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 135
Yaş : 30
Gerçek Ad : Eren
Kayıt tarihi : 13/07/10

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Jezabel Rosenberg   Ptsi Mart 28, 2011 12:54 am

Anlatım :24/25
İmla:15/15
Görünüm: 10/10

Toplam: 49/50 Büyücü Gücü

_________________

Pierre Seymour' a teşekkürler...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://deathomens.yetkin-forum.com
 
Jezabel Rosenberg
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: