Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 Elpis Mnemosyne

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Elpis Mnemosyne
Lady Ahern & III. Sınıf
Lady Ahern & III. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 4
Kayıt tarihi : 24/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
48/100  (48/100)

MesajKonu: Elpis Mnemosyne   Salı Mart 29, 2011 10:20 pm

Biz birbirimizi sevdik. Biz ikimiz birbirimizi seçtik. Biz ikimiz birbirimize es olduk. Biz ikimiz yolcuyuz. Hayat yolunu birlikte adımlamaya söz verdik. Yokuslari da, inisleri de beraber yürüyeceğiz. Mutlulukları da, hüzünleri de beraber karşılayacağız. Biz ikimiz yoksuluz. Baska herkesi terk edip birbirimizi tercih ettik. Baska her şeyi bırakıp askımıza razı olduk. Birbirimize verdiklerimizle zenginleşeceğiz. Biz ikimiz oksuz ve yetimiz. Annelerimizi ve babalarımızı bırakıp da geldik. Anne ve babamız çoğu kez yanımızda olmayacaklar. Birbirimize şefkat edip birbirimizi sevindireceğiz. Biz ikimiz kor ve sağırız. Birbirimizden başkasını görmeyecek gözlerimiz. Kulaklarımıza başkalarının fısıltıları erişmeyecek. Birbirimize göz kulak olacağız. Biz ikimiz evliyiz. Aski oldurmak için paylaşacağız hayati. Kalplerimize gizli kapılar açılacak evliliğimizle. Birbirimizi daha çok seveceğiz bundan böyle. Seni sonsuza dek seveceğim. Biz iki hayatı tek bir hayat yaptık. Bundan sonra ben yok. Bundan sonra biz varız.

James ve Freya... Her şey masum bir aşktır aslında. Sonu gelmeyen bir yolda yürümek… Kendini bir tarlanın ortasına bırakırsın; orada tüm güzellikleri görürsün, oradan hiç ayrılmak istemezsin, zaten sonu da yoktur o tarlanın, devam edersin ama bir türlü sonu gelmez. İşte bu aşkın da bir türlü sonu gelmez. Zaten ikisi de bitmesini asla istemez. Yeni hayatlar katarlar, pırıl, pırıl dünyalarına. Yeni umutlar yeşerir beyaz sayfalarda. Paris onlara eşlik ediyordu, Paris onların cennetten kaçamak yaptıkları bir yerdi. Paris de bulmuşlardı birbirlerini. Aslında kalpleri her zaman beraberdi. Hep aramışlardı ama bulunması biraz zaman almıştı. Ama bundan sonra aralarına en ufak bir şey bile giremezdi. Onların tutkusu, onları aşkı, onların sevgisi asla parçalanamaz asla yıkılamazdı... Ufaklığın tekmesi ile Freya bir anda bulunduğu hayal dünyasından kendini çıkartmıştı. Çünkü bu seferki tekme bir o kadar acılıydı. Anlaşılan küçük Vigoureux daha fazla beklemek istemiyordu. Ama o da haklı idi bir bakıma böyle bir anne ve böyle bir babayı daha fazla bekletmek çok ayıp olurdu. Freya hemen James'in elini aldığı gibi karnına götürdü. Bİr yandan da koluna tutunarak ondan güç alıyordu. “Aynı babası dimi hayatım?”Tekmelerin acısı geçtikten sonra Freya James'e önce sarıldı ardından da her zamanki gülüşünü kocasına karşı gösterdi.

Teni yavaş, yavaş ürpermeye başlamıştı. Sonbaharın o tatlı havası sanki bir anda soğumuştu. Ya da en azından Freya üşümüştü. Masum bir gülümseme ile “Kocacım, ben biraz üşüdüm galiba.” diyerekten kocasının yanına iyice sokuldu. Onun sıcaklığı Freya'yı her zaman ısıtıyordu. Belki de sıcaklıktan değildi, ona her sarıldığında ısındığını hissediyordu. Rahatlıyordu vücudu. Ürpertisi bile şimdiden yavaş, yavaş geçmeye başlamıştı. Ellerini James'in ellerinin arasına koydu ve manzarayı seyretmeye başladı. Aslında içinden biraz daha kenara gitme isteği vardı ama James'in buna kesinlikle izin vermeyeceğini biliyordu. Biliyordu ama sormaktan da kendini alı koyamıyordu. En azından şansını denemek istiyordu. “Hayatım acaba biraz daha kenara gidebilir miyiz? Ufaklık tam anlamıyla çıkarsın bu eşsiz manzaranın keyfini. Ne dersin aşkım?”Vereceği tepkiyi ve söyleyeceği sözleri tahmin ediyordu. Çünkü neredeyse aynıydı ikisi. Ruh ikiziydi sanki. James’in gözlerine bakarak, masum ve tatlı bir bakış sergilemeye çalışırcasına cevabını beklemeye koyuldu. Bir mısır tarlasının ortasındasın. Karşında daha önce görmediğin, bilmediğin, insana benzemeyen bir yüz. Söyledikleri tek söz ise “Âdem ile Havva'dan süregelen mirası bul.” Ne anlarsın bundan. İlk başta bir hazine ararsın. Mısırları tek, tek koparırsın, ekinlere zarar verdikçe güneş biraz daha batmaya başlar. Ama hiç aklına gelmez ki o ekinleri bir araya toplayacaksın. Onlar birbirinden ayrı iken bir işe yaramazlar. Ama bir arada iken yaşam verirler, umut verirler. Yüzündeki tebessümün kaynağı olurlar. Belki ağzın kulaklarına varacak derecede olmaz, belki kahkahalar atarak gülmezsin. Sadece minik, masum bir gülümseme. Ama o gülümseme o tarladaki ekinlerin ne mucizeler yaratabileceğini kulağına fısıldar. Kopardığın her mısır tanesini tek, tek bir araya getirirsin. Karşına ne çıkacak, iyi mi? Kötü mü? Bilmem imkânsız. Ama çabalarsın. Güneş benim için batmasın dersin. Avuçlarında biriktirdiğin her tane gözlerindeki ışığın ortaya çıkmasını, güneşin bir adım daha yükseğe ulaşmasını sağlar. Bütün mısır taneleri bir araya toplandığında sana nasıl bir araya geldiğinde sana nasıl bir hazine verebilirler ki? Para mı? Mülk mü? Şöhret mi? Unvan mı? Bunları umut edenler asla gerçek mirasa ulaşmazlar. Gerçek miras aslında kişinin tam içindedir. Bir karşılık beklemeksizin yapılan her davranış, bir umutla atılan her adım. Kalbindedir insanın. Belki de insanoğlu nankör yaratıldı ki içinde var olan gücün farkına varmakta zorlanıyor. Ama bulanlar var. İçinde büyüttüğü kalbi sahibine vermeye hazırlananlar var. Verenler var. Aşk var, sevgi var, mutluluk var, huzur var. Ve bir mısır tarlasından elde edebileceğiniz tek şey emekle kazanılmış bir hayattır. Çünkü sonunda sana hayatı verene kavuşursun. Aşkı bulduğunda hayatı da bulursun.

Güzün ilk zamanlarında esen hafif rüzgâr Freya'nın saçlarının yüzüne vurmasına sebep oluyordu. Yüzüne, boynuna çarpan her nefeste sanki ona tekrardan bir hayat üfleniyordu. Bir armağan gibi özenle paketlenmiş bir hediye kutusunun içinde sunulan bir armağan. Nezaket, hoşgörü ve mükemmel bir evlilik… Freya’ya sunulabilecek tek hediye evliliği idi. Ve James ona hediyelerin en büyüğünü en şahanesini sundu. Kocasının ceketini üstüne vermesi biraz daha teninde yaratına üşüme hissinin yok olmasına sebep oluyordu. James usulca Freya'yı kendine çevirdiğinde gözleri hemen kocasının gözlerine kilitlendi. İşte en büyük hazine, işte kalbinin aynası, ruhunun diğer yarısı... Kelimeler çoğu zaman kifayetsiz kalıyordu. Ne söyleye bilirdi ki? Aşkım, sevgilim, bir tanem... Bunlar sıradan kelimelerdi, en azından her zaman söylediği kelimelerdi. Dünyada, evrende daha var olmayan sonsuz kelimeler. Hepsini kocasına söyleyebilirdi. Ama zaman yetersiz kalırdı. Sürekli yenisini isterdi. Çünkü Freya kocasına ne söylerse söylesin az kalacağını kelimelerin yetersiz kalacağını düşünüyordu. Özel birine kalbinden gelen özel kelimeler sunulmalıydı. Kalbim... Bir çocuğun eline bir şeker veya bir çikolata verirsiniz. Hemen sizi sever, hemen sizinle gelir. Bir insana da aşk verirsiniz, aşk sizi takip eder. Kaderinizi, alın yazınızı yaşarsınız, sizinle birlikte sürüp gider. Bir insana ömrünüzü verirsiniz, işte o insan size ömürlerden ömür katar. Tek bir dokunuş, tek bir sarılma o kadar yeterlidir ki. James, Freya'ya sarıldığında kalp atışları hızlandı. Aradan yıllar da geçse bu her daim böyle olacaktı. Aşk buydu...

James'in elinin ceketinin ceplerinde gezindiği fark ettiğinde merakla gözlerini kocasına çevirdi. Ne arıyordu? Önemli bir şey miydi? Merak eden gözlerle kocasına bakarken, James bulmuş olacak ki ceketin cebinden bir kutu çıkardı. Freya kutuyu incelemeye başladı. Üstündeki hiyorogrifler Freya'nın yüzündeki meraklı bakışın yerini gülümseyen bir yüz almasına sebep oldu. Sürprizlerle dolu bir evlilikleri vardı. Aslında evlenmeden önce de bu böyleydi. James her zaman sürprizler yapar Freya her seferinde hayranlıkla izlerdi. Her seferinde o kadar harika, o kadar özel şeylerle karşısına çıkıyordu ki Freya'nın neyi sevdiğini, neyi sevmediğini ilk görüşte anlıyordu. Bu da ona benzer bir şeydi muhakkak. Birbirini bu kadar iyi tanıyan iki insan ancak bu kadar uyumlu olabilirdi. Kocasından gelen soruyu ilk başta tam olarak anlayamadı. Aklı kutuda kalmıştı bir bakıma çünkü. Daha sonra kocasının yüzüne baktı, ardından kafasını tekrardan kutuya yöneltti. “Maalesef Bay Vigoureux bir fikrim yok. Senden gelen her şey her zaman o kadar özel, o kadar harika oluyor ki. Tahmin etmekte oldukça güçlük çekiyorum kocacım.” Meraklı gözlerini bir kutuya, bir kocasına yöneltiyordu. Açması için sabırsızlanıyordu adeta.

Hayat her zaman sürprizlerle dolu idi. Her zaman yüzünü güldürebilecek olaylar, renkli sürprizler karşınıza çıkıyordu. Peki, James bir sürpriz miydi? Hayır değildi. O bir armağandı, o bir lütuftu adeta. Mucize idi o.Aslında övülmeye değecek tüm kelimeleri hak ediyordu. Ama kelimeleri söyleseniz de bir tek kelime dışında hiç biri etkili olmazdı."Sen benimsin, ben senin. Seni çok seviyorum kalbimin sahibi."Zaman ilerliyordu, zaman bizim aleyhimize ilerliyordu. Doğrultusu bizden yanaydı. Melekler bize şahit olmuştu. Gökyüzünü, yeryüzünü var eden bize şahit olmuştu. Biz birbirimize şahit olmuştuk. Daha ötesi var mıydı ki?

Gördüğü yüzük karşısında şaşkınlığını gizleyemiyordu. Ama şaşkınlıktan daha öte bir şey vardı. O da hayranlık. Aşırı derecede hayranlık uyandıracak biçimde bakıyordu yüzüğe. Bu kadar harika bir şeyi kendi parmaklarında düşünmek bile ona paha biçilmez bir zevk veriyordu. Kocasının bu jesti karşısında ne diyeceğini şaşırmıştı. Ağzından çıkan tek söz "James." olmuştu. Ne söyleyebilirdi ki. Teşekkür mü? Bir teşekkür yetersiz kalırdı. Binlerce kez söylese de yetersizdi. Freya’nın düşündüğü şey yüzüğün maddi boyutu falan değildi. Kocasının ona böylesine bir jest yapmış olmasıydı. Özel bir insandan.., özel bir hediye. Freya, James'den aldığı her hediyeye gözü gibi bakıyordu. Buna da öyle bakacaktı. Koruyacaktı. Çünkü o hediye kocasından gelmişti. Biricik aşkından gelen bir hediye... Meraklı bakışlar içinde James yüzüğü aldı ve Freya'nın elini tuttu. Tabi ondan önce ellerine kondurduğu masum öpücük ile Freya üstündeki şaşkınlığı bir an için bile olsun atmıştı. Kulağına gelen müzik sesinin nereden geldiğini anlamak için kafasını çevirdiğinde yanlarına yaklaşan iki kemancıyı fark etti. Azalmaya başlayan şaşkınlığına bir yenisi eklenmişti. Bu kadar sürprizi beklemiyordu. Bir günde kocasının bu yoğunluğunda bu denli harikalar yaratmasına çok şaşırmıştı. Yüzünde beliren gülümseme James'e bakarken bir kat daha arttı. James, Freya'nın parmağına yüzüğü takarken kalp atışları biraz daha hızlanmıştı. Dur durak bilmeden hızlanan kalp atışları, kocasına bir adım daha yaklaştığında iki katına çıkmıştı. Müzik eşliğinde ettikleri dans Freya'nın ayaklarını yerden kesiyordu. Sanki altındaki zemin yok olup gitmişti. Sadece kocasının kollarındaydı. Çevrelerini saran kalabalık onları şaşkınlık ve hayretle izliyordu. Belki biraz da zevk almışlardı bu durumdan ki, ayak uyduranlar bile vardı.

Kulağına gelen tanıdık bir ses ile Freya'nın gözleri tekrardan kocasından seyircilerin arasına kaydı. Ses o kadar tanıdık geliyordu ki, şarkıyı söyleyeni gördüğü an tanımıştı. Kocası gerçekten de bir harikaydı. Bu kadar sürpriz Freya'nın mutluluğuna mutluluk katıyordu. Heyecanı iki katına çıkmıştı. Şarkı nakarat kısmına geldiğinde Freya ve James birbirlerinin gözlerine bakarak şarkıyı söylüyordu. Hiç bitmesin istiyordu. Hep dans edebilirlerdi. Bu saniyeler ona öylesine kısa geliyordu ki. Zaman sanki çok hızlı akıp geçmişti. Şarkıyı söyleyen kadın, şarkının son sözlerini de söyledikten sonra James kendini geriye çekti ve hafifçe dizlerini kırdı. Bir revansı yapan kraldı sanki. Dillere destan olacak bir aşkın kahramanlarından biri bir kraldı. Kendi krallığında hüküm süren... Freya’nın kalbinde sonsuza dek hüküm sürecek bir kral. Freya kocasının yaptığı hareketin ardından eşine bir gülümseme ile karşılık verdi. James sanatçıya teşekkür ederken, Freya kocasına hayranlıkla bakıyordu. Delicesine bir hayranlık... Sanatçı Freya'nın yanına gelip sarıldığında Freya'da aynı şekilde karşılık vermişti. Eşinden aldığı öpücük ile bir adım daha kendine gelme yolunda ilerliyordu. James, Freya'nın elini tuttuğunda bedenini saran ateşler, alev, alev körüklenmeye başlamıştı. James’in sözleri kulağına bir tiyatro sahnesinde aşkını haykıran bir adamın sesi gibi geliyordu. Veya bir bebeğin ilk sözleri gibi… "Tabiî ki de hatırladım kocacım. Unutmak ne mümkün aşkım."Freya gülümsüyordu, James de ona eşlik ediyordu.

Birden o gülümseme son buldu. Freya’nın yüzünde gülümseme değil, acı hâkim oldu. Canının acısı bütün benliğini sarmaya başlamıştı. Ne yapacağını şaşırmış durumda James'e bakıyordu. Ağzını açamıyordu. Boğazı kurudu, nefesi tıkandı adeta. İçinden geçirdiği sözler sadece "Şimdi zamanı değil, şimdi zamanı değil." idi. Ama bunu dışarıya vuramıyordu. Vurma çabası boşuna idi. Böylesine güzel bir anı bozmayı hiç istememişti fakat engel olması da imkânsızdı. Bu ikinci çocuğu idi ama böylesine bir acıyı daha önce hiç yaşamamıştı. Sabretti, geçer dedi. Ama geçmedi. Kocasının elini öyle sıkı sıkıya tutuyordu ki vücudunu saran acıyı açıkça ona yansıtıyordu. James’in gözlerinde endişe vardı. Freya terlemeye başlamıştı, kafasından aşağıya bir kova su dökülmüşçesine terliyordu. "James, yardım et."Söyleyebildiği tek şey bu olmuştu. Gerisinde sadece ağzından çıkan şey "Aaa..." idi. Bağırıyordu avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Etrafını dolduran kalabalığı umursamıyordu. Tek düşündüğü Eyfel kulesinin tepesinde olmasıydı. Hayatındaki en zor anlardan biriydi belki de. Serena’da bu kadarı olmamıştı. En azından bu denli acı çektiğini hatırlamıyordu. Korkudan, heyecandan, acısından avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Ama bağırdığında geçecek değildi. Acısı geçen her saniye biraz daha artıyordu. Yüzü bembeyaz olmaya başlamıştı çoktan, hissediyordu bunu."Bu normal bir doğum değil..."

Şimdi sen ilk adımını mı atacaksın? Şimdi sen bana gülecek misin? Şimdi sen bana dokunacak mısın? Şimdi sen, şimdi sen bana o minicik ellerinle dokunacak; bana o ufacık gözlerinle bakacak mısın? Ne kadar mükemmelsin ne kadar harikasın. Sana bakmaya doyamam ben. Baban, baban beni öyle çok sevdi ki, annen onu öyle çok sevdi ki senle bu sevgiyle büyüyeceksin. Bebeğim bu sana içimde iken son dokunuşum, hayata açtığında gözlerini sana doyasıya bakacağız. Baban da, annen de seni çok sevecek...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stewie Amadeus
Lord Jules & III. Sınıf
Lord Jules & III. Sınıf
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 44
Yaş : 30
En Belirgin Özellik : Kibirli, hırslı ve lanetli
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Eren
Kayıt tarihi : 15/03/11

MesajKonu: Geri: Elpis Mnemosyne   C.tesi Nis. 09, 2011 12:23 am

Puan yükseltme isteğinde bulunmanıza gerek yoktur. Diğer karakterinizin Büyücü Gücü'nü İstekler başlığından başvuru yaparak bu karakterinize geçirtebilirsiniz.

İyi Rp'ler...


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Elpis Mnemosyne
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: