Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 A.P.D.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Alain Paul Dixie
Casa Fuoco Sahibi
Casa Fuoco Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 22
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Güneş
Kayıt tarihi : 07/04/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
45/100  (45/100)

MesajKonu: A.P.D.   Perş. Nis. 07, 2011 5:09 pm

+ Alain Paul Dixie -olacak-
+

*Masa? Yemekler? Merlin’in sarkık kirli donu adına, piknik mi yapacağız?* Stanley’nin aklından geçen tek şey bu olmuştu. Profesör Cioran ve yanında oturan bayan –ki onu sadece Gelecek Postasındaki haberlerden tanıyordu- böyle bir ortam her derste var oluyor gibi bir tavır içerisindeydiler. Yüzünü ekşiterek masaya baktı ve öğrencilerin etrafında oturduklarını görünce kendine bir sandalye edinmek amaçlı masaya yaklaştı. Yemeklerden birkaç kişi yiyordu, ancak Stanley olan bitenden hiçbir şey anlamıyordu. Sandalyelerden birine oturduğunda diğer öğrenciler gibi yemek yemedi, sadece balkabağı suyundan bir yudum içti ve sağ tarafta oluşturulan çember şeklindeki alana baktı. Tüm derslerin bilmece-bulmaca şeklinde geçiyor olması kafasına takılmıştı. Sanki birileri öğrencilerin sınıf geçmesini istemiyor gibiydi. Yine de derslerin böyle olmasını eğlenceli buluyordu. En azından dersleri daha cazip hâle getiriyorlardı ve Stanley gibi tembel ama sürekli olarak büyü yapmaktan hoşlanan öğrencileri derslere yöneltiyordu. Stanley de bu yüzden derslere kayıt yaptırıp girmeyi ihmal etmiyordu. Büyünün kudretli kollarında kendini çok daha güçlü hissediyordu.

İlk kurban, daha önce hiç görmediği biri olmuştu. Beklendiği gibi bir Gryffindor değildi, bir Ravenclaw’dı. Sınıftan yükselen şaşkınlık dolu sesleri önemsemedi. Çocuğun büyü yapışını izlemek isterdi ancak yapacağı büyüyü düşünmeliydi. Ne yapabilirdi? Daha önce öğrendiği büyüleri deneyemezdi. Bayan Garcia, onlara yepyeni bir büyü üretin demişti ve daha önce büyüleri de eksiksiz bildiğini düşünüyordu. Sonuçta, çok çok eski büyüleri bile deneyemezdi. Garcia’nın bunları bile bileceğini düşünüyor, çok ama çok az bile olsa korkuyordu. Yepyeni bir büyü denemeliydi, kimsenin daha önce bulmadığı bir büyü…
*Merlin, her neredeysen bana yardım et.* Sessiz yalvarışları arasında büyü düşünüyor, arada sırada da birkaç yudum alıyordu balkabağı suyundan. Düşünmekten beynine ağrı girdiğini hissediyordu ama düşünmekten vazgeçemezdi. En azından dişe dokunur bir büyü bulana kadar. Çıkan ilk çocuk büyüsünü bitirdiğinde hâlâ düşünüyordu ama henüz hiçbir şey elde etmiş değildi. İki parmağıyla alnına vuruyor, arada bir de onaylayamayan bir baş işaretiyle düşüncelerini kovuyordu. Kendine sıra gelene kadar bu davranışını sürdürdü.

En sonunda doğru büyüyü bulmuştu, ne yapacağını da biliyordu. Kendine olan güvenin bir sonucu olarak suratına geniş bir gülümseme oturmuştu. Çemberden oluşturulan alana gelince bir kayaya ihtiyacı olacağını biliyordu. Çevredeki kayalardan birini alabilirdi ama bunu yapmadı. Onun yerine fısıldadığı bir büyü ile kendi kayasını yaratmıştı. Şimdi yapması gereken sadece ne yaratacağına odaklanmaktı. Çok basit gibi görünüyordu, ancak ufacık bir konsantrasyon bozukluğu büyüye ters tepki yaratabilirdi. Cübbesini düzeltti, gözlerini kapadı ve kayadan oluşturacağı kaplana odaklandı. Sırtında siyah şeritleri olan beyaz bir kaplan hayal etti ve gözlerini açtı. Cübbesinin içinden asasını aldı, kayaya doğru yöneltti ve sıkıca kavradı. İnanılmaz bir ciddiyetle kayaya
“Prescencane” diye haykırdı. Görüntüsünden taviz vermeyecek gibi duran sert kaya, Stanley’nin sözcüğü haykırmasıyla şekil değiştirip hayal ettiği beyaz kaplana dönüştü. Dudaklarındaki hafif gülümseme başarmanın verdiği haz ile ortaya çıkmıştı. Konsantrasyon ve kararlılığın birleşmesi ve küçücük bir sözcük ile kayayı kendi kontrolündeki bir hayvana çevirmeyi başarmıştı. Büyüyü asasına komut ettiğinde, asasından çıkan ışık huzmeleri, sanki kendinden bir parçayı da kayaya aktarıyor gibiydi. Yine de bunlar, büyüyü yapmadan önce hissettikleri şeylerdi ve artık büyüyü kusursuzca yapmıştı. Yapması gerekenler listesinde şimdiki sıra, büyüyü profesöre ve Garcia’ya anlatmaktı.

“Kaya gerekli mi bilmiyorum. En azından ben kaya ile yapmak istedim. Sert olan her şeyi bu büyü ile istediğiniz bir hayvana çevirebilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken tek yer, iyice odaklanmak. İyice odaklanılmadığında istenilmeyen durumlar olabilir.” Kısa bir nefes molası alırken yanında uslu uslu duran kaplanın başını okşadı. Bir kaplanın böylesine uslu durmasını beklemeyenler için sözlerini devam ettirdi. “Bu kaplanın böylesine uslu olmasını beklemediğini görüyorum, ancak yaptığım bu büyü ile kaplan benim düşüncelerimle hareket ediyor. Yani, ben ona düşünce gücüm ile emretmedikçe o böyle uslu bir şekilde oturur.” Sözlerini desteklemek adına kaplana düşüncesi ile kükremesini emretti. Komutu algılayan kaplan birkaç adım uzağa zıplayıp kükredi. Stanley, tekrar uslu olmasını emrettiğinde kaplan, süt dökmüş kedi gibiydi. “Gördüğünüz gibi, düşünce ile emrettiğim şeyleri yapıyor. Bunun bir yararı var, ancak bu büyüyü etkisiz hâle getirmeyip bir şeyler düşünürseniz, çevrenizdekilere zararı büyük olur. Zararını bir kenara bırakıp yararına gelirsek şöyle açıklayabilirim; savaş sırasında durumunuz biraz da kötü ise bu büyü sayesinde çevrenizdeki sert bir cismi düşmanınızın korktuğu bir hayvana dönüştürüp ona karşı üstünlük elde edebilirsiniz. Aslında animagusluk da bu şekilde işliyor ama animagus iseniz sadece bir hayvana dönüşebilirsiniz. Bu büyü de ise sert bir cismi istediğiniz bir hayvana dönüştürebiliyorsunuz.” Çok konuştuğunun farkındaydı. Bu yüzden açıklamasını kısa sandığı bir şekilde bitirmişti. Böylesine bir konuşmadan sonra koca bir bardak suyu midesine indirmeyi hak ettiğini düşünüyordu. Suratında kocaman bir gülümseme ile çember alanı terk etmişti. Kaplanı ise orada tek başına bırakmıştı. Biliyordu ki büyü ile yaratılan her şey başka bir büyü ile son bulurdu ve yarattığı kaplanı, iki yetişkin büyücü kolayca yok edebilirdi. Kolaylıkla yok edilme konusunda biraz daha düşünmesi gerekirdi. En azından savaş sırasında karşısındaki kişi yarattığı hayvanı kolaylıkla yok edememeliydi. Bu konu üzerine düşüneceğine dair kendine söz verip masada duran içi su dolu bir bardağı kaptığı gibi tepesine dikti. Kendinden sonra yapılan büyüleri seyretmek için sandalyesine çoktan kurulmuştu.

***


Daha kaç büyü izleyeceklerini düşünürken Garcia konuşmaya başlamıştı. Herkesin büyüsünü beğendiğini söylerken, Stanley onun yalan söylediğini düşünüyordu. Tamam, herkes başarılı bir büyü yapmıştı ve herkes büyüsünü iyi bir şekilde açıklamıştı ama herkesin mükemmel olması beklenemezdi. Kendi büyüsünün biraz basit olduğunu düşünüyordu. Sonuçta onu nasıl var ettiğini biliyordu ama nasıl yok edeceği hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Belki de sadece yol olmasını düşünmesi gerekiyordu, bunu büyükbabasına sormalıydı. Sonuçta bu büyüyü, düşünceye her şeyden çok önem veren büyükbabası Stanley’e birinci sınıfta öğretmişti ve denemesine izin vermemişti. Yaşına göre çok daha üstün bir büyü olduğunu söylemişti. Bunun üzerine Stanley, büyü yapmasına izin vermediği ve büyükbabasının kendini aşağıladığını düşündüğü için onun yanından koşarak ayrılmıştı. Fakat şimdi bu büyüyü yaptığında, onu daha iyi anlamıştı. Asasıyla arasında oluşan bağı o zaman hissetseydi asasını, kendinden daha güçlü diye kırabilirdi ki bu da sonsuza kadar büyü yapamaması anlamına geliyordu. Kısacası sonuç korkutucu olurdu. Anılara dalan zihnine karşı hafifçe gülümsedi.

Kadının son sözleri karşısında dudaklarında beliren gülümseme biraz daha genişledi. Büyü yapacak olmanın mutluluğu bedenini ele geçirirken aklı mağaraya girmenin gerçekten gerekli olup olmadığını düşünüyordu. Tam da bu sırada Garcia, mağara hakkında bilgi veriyordu.
*Demek ki mağara da öldürme büyüsü yapılsa saniyenin onda gibi bir süre sonra tekrar dirileceğiz.* Düşüncesi aklından geçerken gülümsememek elde değildi. Bir mağara ne kadar koruyabilirdi ki? Tamam, çeşitli tılsımlarla bu mümkündü fakat acıyı hissetmemek diye bir şey olabilir miydi? Hiç sanmıyordu. Yine de Garcia ve Cioran’a güvenmekten başka çaresi yoktu. Sonuçta onlar ders zamanı neyi söylerse yapmak durumundaydı. Mağaraya girmekten çekiniyordu. Bilmediği bir şeyle karşılaşacaktı. Belki de şaşkınlıktan ne yapması gerektiğini unutacaktı ama biraz cesaretli olup mağaraya doğru yürüyen kafileye katılmalıydı. Derin bir iç çekti, bardağında kalan bir yudum suyu içti ve kafileye katıldı.

Mağaraya adımını attığı anda etrafındaki kalabalık yok olmuştu. Anlamamış bir surat ifadesiyle çevresine bakınırken gözleri diğer ayrıntılara takılıyordu. Oldukça geniş bir arenaydı ve gölet denebilecek bir su birikintisi vardı. Güneş, tam tepede kendi yerini almış, insanların bedenini kavurmaya karar vermişti. Sol elini alnına siper ederek güneşin delici ışınlarından korunmaya çalıştı. Pek yardımcı olmasa da güneşin gözlerini kamaştırmasına engel oluyordu. Cübbesinin omzunu düzeltirken kendinden biraz ileri de birini gördü. Daha önce bu yüzle karşılaştığını hiç sanmıyordu. Kahverengi saçlarıyla uyumlu koyu kahverengi gözlerinde nedenini bilmediği bir parıltı vardı. Bu parıltı hem şüpheye düşürüyor hem de rahatlatıyordu. Karşısındaki beden gülümseyince kendinden habersiz bir tebessüm dudaklarına yayıldı. Kendine ait olmayan buğulu bir ses odayı doldurdu.
“En sonunda gelebildin, Stanley. Ben de seni beklerken meyve verdim.” Espri anlayışının kötü olduğuna kanaat getirdiği, kendisininkine yakın bir yaşta olduğunu tahmin ettiği çocuk gülüyordu. Nezaket amaçlı Stanley de güldü. “Geciktiğimi düşünmüyorum. Aslında böyle bir buluşma için söz verdiğimi de hatırlamıyorum.” Kafası karıştığı zamanlarda yaptığı gibi sol eliyle saçlarını karışıp dudak büzdü. Gülümsemesini bozmayan çocuk devam etti. “Ah, ne aptalım. Haberinin olmaması çok normal, şu anda oyundayız.” Gözlerinin fal taşı gibi açıldığını hissediyordu. Çocuk ise gülümsemesinden taviz vermeden konuşmaya devam etti. “Eğer çabucak bitmesini istiyorsan, düello teklifimi onaylamalısın.” Ah, evet, oldukça çabuk bitmesini istiyordu. Bu yüzden de başıyla onayladı ve kendine uzatılan eli sıktı. “Bu arada adım Andrew Beljean.” Gözleri bir kere daha fal taşı gibi açıldı. Büyükbabasını bıraktığında bu kadar genç değildi. Aksine oldukça yaşlıydı ve gözlerinde gözlük olmadan bir metreyi zar zor seçiyordu.

*Lanet olsun, ona karşı nasıl saldırabilirim?* Büyükbabası ile düello etmek istemiyordu, ancak çabucak bitirmek istiyorsa buna mecburdu. “Petrificus Totalus!” Hiç beklemediği bir anda saldıran büyükbabasının gençliğiydi. *Lanet olsun!* “Protego!” Neyse ki zamanında bir müdahale olmuştu bu. Büyükbabasından gelen büyüyü basit bir şekilde etkisiz hâle getirince odaklanmaya çalıştı. Üstünlük kurmak için onun öğrettiği büyüyü yapacaktı. Aklına takılan tek şey ise bu yaşlarda bu büyüyü bilip bilmediğiydi. Fakat bilip bilmemesini önemsemedi. Odaklandı, büyükbabasının en çok korktuğu hayvan hangisi bilmediği için az önce şovunu yaptığı beyaz kaplanı tekrar düşündü. Sert bir kayaya nişan alıp büyülü sözleri haykırdı. “Prescencane!” Asasından çıkan ışık huzmelerini ikinci defa elinden çıkar gibi hissediyordu. Bu his, oldukça tatmin ediciydi. Beyaz kaplan ortaya çıktığı andan itibaren tetikte bekliyordu. Böyle yapmasını henüz ortaya çıktığında emretmişti. Bu büyüyü sevdiğini bir kere daha anladığında karşısındaki genç büyücü ikinci bir büyüyü Stanley’e doğru yollamıştı. Genç büyücünün hangi büyüyü yaptığını tam olarak duyamamıştı. Kaplana büyünün kendine gelmesini engellemesi için komut vermişti. Kaplan, ileri atılıp büyünün önüne geçtiğinde beyninde inanılmaz bir acı baş göstermişti. Acıdan korunabilirmiş gibi iki elini de başının her iki yanına koyduğunda asası elinden fırlamıştı. Beyni, patlayacak gibi ağrıyordu. Hiçbir şey düşünemiyor, hiçbir şey yapamıyordu. Gözleri kaplana kaydığında ise kaplanın acı içinde kıvrandığını gördü. *Lanet olsun. İşkence laneti…* Acılarının arasından, gergin bir yaydan fırlayan ok gibi çıkmıştı bu düşüncesi. Demek ki kaplan affedilmez lanete hedef olursa kendi de beyninden yiyordu bunu. Gözlerinden yaş gelmeye başladığında büyükbabasının gençliği büyüyü uygulamayı kesmişti. Sadece, acıdan algılayamadığı bir büyülü söz ile kaplanı ortadan kaldırmıştı. Islanmış çimlerin üzerinde kıvranmaya devam ederken Andrew –artık ona büyükbaba diyemezdi.- başında ahkâm kesiyordu. “Dikkatsizsin Stanley. Ayrıca bu büyüyü bana karşı kullanmamalıydın. Yeteri kadar bilgin ve deneyimin olmayan büyüleri deneme bir daha. Beyin felci geçirebilirdin. Neyse ki insaflı biriyim.” *Ya, tabii, ne demezsin.* Gözlerini devirdiğinde hâlâ çimlerin üzerinde duruyordu. Andrew, başında birkaç dakika daha dikilip deneyimsizlik, dikkatsizlik ve bilgisizlik hakkında biraz daha ahkâm kesip gitmişti.

Mağaradan çıktığında büyü hakkında düşünmek isterdi ama beyni hâlâ acıyla kıvranıyordu. Oturduğu yerde çakılı kalmış gibi duruyor, iki elinin tüm parmaklarıyla başına masaj yapıyordu. Bir daha yapacağı bir büyüyü iyice öğrenmeden birine karşı kullanmayacağına yemin etti. Ders bitiminde baş ağrısına bir çare bulması için hastane kanadına gidebilirdi, ama onun yerine yatakhanedeki yatağını tercih etti. Biraz uykunun hem bedenini hem de beynini dinlendireceğine adı gibi emindi.



+ Başka bir sitede yaptığım ders rpsidir. Hani sıkıcı falan gelirse bilemeyeceğim. Ayrıca karakterimin adı Stanley idi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Usta
Usta
Usta


Mesaj Sayısı : 44
En Belirgin Özellik : Puan veririrm
Kayıt tarihi : 23/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: A.P.D.   Cuma Nis. 08, 2011 2:56 pm

Anlatım: 23/25
İmla: 13/15
Görünüm: 9/10

Büyücü Gücü: 45
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
A.P.D.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: