Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 Görüşme

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Reginald Weisberg
Lord Jules Müdürü & Büyü Bilimi Profesörü
Lord Jules Müdürü & Büyü Bilimi Profesörü
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 87
Yaş : 24
En Belirgin Özellik : Otorite, mantalite
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Emre
Kayıt tarihi : 13/07/10

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek: Wandless, Zihnebendar
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Görüşme   C.tesi Nis. 23, 2011 12:35 am

Argarot Deathen
Reginald Weisberg


Güneş yine tüm sıcaklığıyla her zaman olduğu gibi Knecrochase Kasabası'nın tepesine çıkmış etrafı ayınlatıyor ve bugün insanların diğer günlerin aksine daha rahat nefes almalarını sağlıyordu. Çünkü uzun zamandır neredeyse tüm Londra'yı etkisi altına alan yoğun nem yavaş yavaş ortadan kalkmış, ne kadarlığına bilinmez şehre veda etmişti. Güneş etrafı aydınlatıyordu fakat onun verdiği sıcaklığı alıp götüren rüzgar insanların bedenlerine sertçe çarpıyor ve atılan adımların yamulmasını, hatta insanların görmesini dahi engelleyebiliyordu zaman zaman. O kadar 'ıslak' havaların ardından bu kadar rüzgarın gelmesi insana kurumaya bırakılmış nemli çamaşırı anımsatıyordu. İnsanlar da mı yıkanıp temizlenip suyundan arındırılmaya başlanmıştı yoksa? Su ne zamandan beri arınılan bir madde olmuştu, arıtan yerine?

Reginald bu saçma sapan felsefik düşüncelerinden sıyrılıp müdür olarak çalıştığı okulun çok yakınındaki kasabaya doğru yürümeye başlamıştı. Aslında çok rahat cisimlenip kendini yormadan buluşmasına gidebilirdi ancak güneşin parlaklığı onu cezbetmiş ve yürünemeyecek bir yol olmadığını düşünüp şu anda bulunduğu konuma gelmişti. Ağaç dallarının sallanışına hiç dikkat etmemiş bu yüzden biraz üşümüştü. Üzerindeki pelerinin yakalarını olabildiğince kaldırıp kendini sıkı esen rüzgardan korumaya çalışarak patikada ilerliyordu. Ellerini birbirine sürterek soğukluğunu gidermeye çabalıyordu, tabi güneşli yerlerden yürümeyi de akıl edebilmişti.

Bir süre boyunca böyle yürüdükten sonra daha fazla bu yorgunluğa ve aldatıcı güneşe katlanamayarak cisimlenmeye karar verdi. Biraz soluklandıktan sonra durduğu yerde, aniden yok oluvermişti ortalıktan. Sonra kendini yine rüzgarın uğultusunun eşliğinde bir mekanın girişinde bulmuştu. Taştan duvarlar buram buram geçmiş kokuyor, ona öğrencilik -hatta çocukluk- dönemlerini hatırlatıyordu. Bu yerleri az gezmiş sayılmazdı, hatta avcunun içinden dahi daha iyi biliyordu. Cisimlenmenin verdiği ve yıllardır hala kurtulamadığı mide bulantısının geçmesini oldukça kısa bir süre bekledikten sonra Knecrochase Kasabası'nın tek hanı olan Casa Fuoco'ya girdi. İçerisi fazla kalabalık değildi, hatta tenha bile sayılabilirdi. Dışarıdaki taş duvarların verdiği yoğun atmosfer içeride de hissediliyordu tabii ki. Dinlenmek için oturanlar, yoldan geçerken uğrayanlar ya da Reginald gibi bir tanıdıkla buluşmak için gelenler gibi çeşit çeşit insan doldurmuştu burayı da, her mekanın dolduğu gibi. Kasaba fazla büyükçe olmadığından zamanında buraya da oranın halkına uygun şekilde mimarilendirilmiş bir han yapılmıştı anlaşılan. Ne çok küçük, kimsenin sığamayacağı kadar; ne de çok büyük, her geleni ağırlayacak kadar. İşte öyle bir yapıydı burası da.

Reginald havada karışmış binlerce kokuyu içine çektikten sonra mekanın sıcaklığını yavaş yavaş önce teninde sonra ilerleyerek tüm vücudunda hissetmeye başlamıştı. Ah, işte yol boyunca katlandığı o soğuğun mükafatını şimdi görebiliyordu teninin her zerresinde. Zaten yapılan hiçbir şey mükafatsız kalmıyordu, öyle değil mi? Olumlu ya da olumsuz mutlaka bir netice oluşuyordu her olayın ardından; tıpkı Anatolian ve Reginald'ın bugün buluşacağı, okul arazisine girmiş yabancının yaşadığı olay gibi. Onda da neticeye yaklaşılmaya başlanmış ve Reginald yanlış anlaşılmaları kendi bünyesinde özümsemişti. Bugün de burada bu olay hakkında belki de son kez konuşmak üzere bulunuyordu. Mekanın iç taraflarına doğru ilerledikçe aradığı şeyi bulması daha da zorlaşacak gibi görünüyordu.

İç taraflarda bir masada arkası dönük ve masaya eğilmiş bir şekilde duran adamın o olduğunu düşünerek hızla masaya doğru ilerledi ve daha sonra masanın ön tarafına geçti. Adamın suratına baktığında onun aradığı kişi, Argarot Deathen, olduğunu anladı. İştahla bir şeyler yiyordu ve Reginald'ın farkına bile varmamıştı bu nedenle. Reginald hafif bir öksürme ile geldiğini belli etti ve ardından önünde duran sandalyeyi çekerek masaya yerleşti. "Merhaba..." dedi bu işi hallederken. Yüzünde naif bir gülümseme vardı çünkü kader budur ki Anatolian'ın kavga ettiği kişi pek de uysal olmayan, Reginald'ın yakinen tanıdığı bir arkadaşıydı. Bugün olacakları çok merak ediyordu.

_________________


En son Reginald Weisberg tarafından Salı Nis. 26, 2011 7:47 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Argarot Deathen
Esrar Dairesi Çalışanı
Esrar Dairesi Çalışanı
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 28
En Belirgin Özellik : Merak
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Yargı
Kayıt tarihi : 19/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek: Görücü
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
48/100  (48/100)

MesajKonu: Geri: Görüşme   C.tesi Nis. 23, 2011 10:31 pm


Günün ilk ışıkları tatlı bir esintiyle birlikte Argarot’un odasından içeriye girdiğinde yumuşakça tenini okşamıştı büyücünün. Ahşap mobilyaların çoğunlukta olduğu odada uçuşan tozlar uykunun çökmüş olduğu tatlı tembelliğin içinde usul usul dolaşmaktaydı. Masanın üstündeki birkaç parşömen mürekkep hokkasıyla birlikte öylece durmaktaydı. Birkaç mektup açılmış vaziyette göze çarpıyordu bu karışıklığın içinde. Birkaç gün önce Roma’da geçirdiği maceradan sonra öğrendiği yarım yamalak sır üzerine bazı araştırmalar yapmış ve şimdilik bir şey bulamamıştı. Müdür Reginald’in de buluşma isteğini içeren mektubu aldığında Argarot daha fazla yorulacağını düşünmüştü. Saygı duyduğu müdürle arasında her zaman bir güven ilişkisi olduğu söylenebilirdi ve kendisiyle görüşme isteğinin muhtemelen okuldaki sorundan kaynaklı olacağını düşünmüştü. Bu ortamda geçen birkaç dakika sonra gözlerini aralayan büyücü serinliğin tadını çıkarak gerindi yatağında. Doğrulduğu zaman baykuşunun da kafasını kanatlarına gömmüş olduğunu gördü. Yüzüne konan bir gülümsemeyle birlikte kalkıp hazırlanırken kahvaltıyı kasabada yapmayı düşündü.

Hazırlandıktan sonra dışarı çıkıp günler sonra gelmiş olan serinlemiş hava eşliğinde evin sınırlarına doğru yol aldı. Bahçede dikkatini çeken birkaç yer cücesini önemsemeyip yanlarından geçerken arkasından bazı kıkırdamalar yükselmişti. Evin sınırına eriştiğinde gitmek istediği yer hemen gözlerinin önünde belirdi tüm canlılığıyla. Etrafında bir dönüş yapıp aynı anda hanın yakınlarında kendini buldu. Etrafa tarayan bakışlarını yönlendirdiğinde özlem o an tüm sıcaklığıyla sardı bedenini. Çocukluğu ve okul yıllarını geçirdiği güzel ve kötü günler hışımla zihnini doldurmuştu. Yaptığı tüm haylazlıklar, aldığı cezalar ve başına gelen talihsizliklerin kokusu vardı hala bu yerde. Biraz yürümek istedi. Zaten buluşmaya daha vardı. Attığı her bir adımla birlikte geçmişin sesleri doldurdu kulaklarını. Özlüyordu o günleri. Sorumluluğun ağırlığı henüz binmemişken tepesine daha mutluydu. Çocuk olmanın getirdiği cehalet eşliğinde hiç bir şeyden haberi olmadan yaşıyordu o zamanlar.

En sonunda hana girdiğinde seçtiği masaya doğru emin adımlarla ilerledi. Hanın samimi ortamı etrafı şenlendirmişti biraz. Henüz tenha olan handa birkaç müşteri oturmuş bir şeyler atıştırmaktaydı. Bazıları ise uyukluyordu. Herhalde eve gidememiş ve geceyi handa geçirmiş olmalıydılar. Mutfaktan yayılan yemek kokularının doldurduğu bu mekan açlığını daha da arttırmıştı. Buranın sevdiği çorbalarından istemek üzere bir masaya kuruldu hemen. Siparişini verdiğinde sabırsız bir şekilde etrafına bakınmaya başlamıştı. Bir kızla erkek kuytu bir köşede oturmuş bir şeyler konuşuyorlardı. Daha doğrusu kız konuşuyor çocuk sıkılganlıkla dinliyordu. Argarot’un yüzüne o an muzur bir gülümseme yerleşti. Öğrenci olduklarını tahmin ettiği bu gençler muhtemelen sevgili olmalıydılar ve kızın ilişkileri üzerine bir nutuk çektiğinden şüphe yoktu. Zavallı genç de mecbur dinliyordu onu. Sadece tüm sorunları buymuş gibi bir ifade takınmıştı. Oysa bilmiyordu ki büyük bir tehlike an be an yükselmekteydi karanlık kıyılardan. Zaten kendini bu zifiri gecelerde savaştaymış gibi hisseden büyücü artık büyük bir çarpışmanın içinde olduğuna kanaat getirmişti. Böyle savaşlarda her zaman verilmesi güç kararlar ve zorlu anlar olurdu ki büyücü bunları en iyi şekilde atlatacağını düşünüyordu. Neyse ki belirli kuralları kırabilen yapısı bu tür şeyleri kolaylıkla yapmasını sağlıyordu, her ne kadar bazıları çok karanlık olsa da.

Önüne konan çorbasını iştahla kaşıklamaya başladığında her zamanki gibi nefis olduğunu düşündü. Araya katık ettiği ekmeklerle birlikte daha doyurucu bir hal alan yemeğini mutlulukla yemekteyken masaya oturan kişiye kaydı gözleri. Gülümseyerek kendisine bakan müdürü görünce o da gülümsedi. Nedense ona karşı somurtkan ifadesini gösteremiyordu. Birlikte pek çok iş yapmış olmanın getirdiği bağlılık nedeniyle tanışıklıkları çok eskiye dayanıyordu aslında. “ Merhaba Reginald, hoş geldin. “ Ağzını peçeteyle silip çorbayı işaret etti. “ Çorba ister misin buranın çorbaları harikadır. “ Adamın cevap vermesine fırsat vermeden zaman zaman kendisini gösteren delici bakışlarını Reginald’e dikti. “ Ayrıca bu erken saatteki görüşmeyi neye borçluyum. “ Az çok nedenini tahmin etse de konuyu ağırdan almak istiyordu genç büyücü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://deathomens.yetkin-forum.com/t154-argarot-deathen-anka
Reginald Weisberg
Lord Jules Müdürü & Büyü Bilimi Profesörü
Lord Jules Müdürü & Büyü Bilimi Profesörü
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 87
Yaş : 24
En Belirgin Özellik : Otorite, mantalite
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Emre
Kayıt tarihi : 13/07/10

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek: Wandless, Zihnebendar
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Görüşme   Salı Nis. 26, 2011 7:48 pm

Argarot'un iştahla çorbasını kaşıkladığı masaya oturur oturmaz adam konuşmaya başlamıştı. Reginald henüz -hemen hemen- yol boyu yürümenin verdiği yorgunluğu üstünden atamamışken, karşısında duran nevi şahsına münhasır adam kısa ama hızlı cümlelerle ona sorular yöneltme başlamış ve daha henüz birini cevaplamadan diğerine geçmeye başlamıştı. Zannediyordu ki bu aceleciliği ve ardı ardına sorular sorma yetisini Esrar Dairesi'nde çalışması nedeniyle kazanmıştı. Fakat Reginald'a konuşurkenki yüz ifadesini çok nadir başka insanlara karşı gösterdiğini de çok iyi biliyordu Reginald, karşısındaki adam genelde asık suratlı olurdu. Onu eski işbirliklerinden tanıyordu ve karakteristik özellikleri hakkında çok olmasa da yeterince bilgisi vardı. İşine sadık ve işi için çokça çalışan biriydi, tabi Reginald'ın gözlemlediği kadarıyla her işini yapan insanda olduğu gibi onda da ufak bir kendini beğenmişlik söz konusuydu; bunu olağan karşılıyordu. Çünkü o kadar çalışıp çabalamaya karşılık kendine hayran olamamak imkansız gibiydi. Aslında Reginald şimdi düşününce onda da bu iş ve karakter sevgisinin olduğunu sezdi.

Yeterince nefeslenmişti ve artık bir köpek gibi sık sık soluk alıp vermiyordu, dolayısıyla vücudu konuşabilecek kıvama gelmişti. Gerçi mekanın ağır ve pek havadar olmayan, ama yine de hoş kokulu, atmosferi onun bu solunum dengesini kurmasını yavaşlatmıştı bir miktar da olsa. Soğuk havadan sıcak havaya ani geçişle birlikte yüzü de kızarmış ve bedenini kor alevler kaplamıştı. Bundan olsa gerek kısa bir süre geçtikten sonra üzerindeki pelerinini olabildiğince vücudundan ayrı tutmaya çalışmış ve kendini serinletmeye uğraşmıştı -ne kadar mümkünse. Karşısındaki adam çorbasını artık bitirmek üzereyken Reginald konuşmaya başlamanın vakti geldiğini anlamıştı. Biri yemek yerken onunla konuşmayı pek kibarlık çerçevesine sığdıramadığından yemeğinin bitmesini beklemişti bilerek. Karşısındaki adamın iştahlı yiyişi onu cezbetmemiş değildi fakat yine de sabahleyin çorba içmek pek adeti değildi.

"Bu erken saatteki görüşmeyi aceleyle iş yapan düşüncesiz bir bakanlık çalışanına borçluyuz sanırım Argarot." dedi biraz iğneleyici fakat yine de latife ettiğini belli eden bir ses tonu ve yüzüne yerleştirdiği yayık gülümsemeyle. Gözlerini hafiften kısmış karşısındaki adamın sözlerine vereceği reaksiyonları kestiriyordu. Daha sonra arayı fazla uzatmadan konuşmasına devam etti. "Ve bu düşüncesiz adam umarım bana bir açıklama yapma gereği hissediyordur. Aksi halde zorla güzelliğin olabileceği nadir durumlara rastlayabiliriz." dedi Reginald, sesi biraz daha resmi ve alay ederliğinden kurtulmuştu, yüzündeki ifade ise caddede karşılaştığı bir insanla selamlaşırken takındığı ile hemen hemen aynıydı. Mesele ciddi bir konumda olduğundan pek de makaraya sarmak istemiyordu konuyu. Nefes alıp sözlerini beyninin her bir hücresinde, yapabildiği kadar, tarttıktan sonra konuşmasına devam etti.

"Evet, senden şu okula izinsiz girip aniden baskın niteliğindeki görevinle ilgili açıklama bekliyorum." dedi ve hiç duraksamadan, sözlerin idrak edilmesi için gereken sürenin ardından, devam etti. "Üstelik bir profesörle düelloya tutuştuğunuza bizzat ben şahit oldum. Ne de patavatsızcaydı." dedi biraz kınar bir ses tonuyla. Eskisine nazaran çok daha ciddi ve vurgulu sözlerdi bunlar. Bu hem Reginald'ın yüzünden hem de etraftaki insanı ufak da olsa geren ve bu gerginlikten doğan endişenin verdiği huzursuzluktan anlaşılabiliyordu. Cümleler gittikçe daha çok uzuyor, sözler gökyüzünde dağılmak yerine zemine atılan bir bardak gibi yere çakılıp kimi zaman kırılıyor kimi zaman çatlıyordu. Sağlam kalıyor muydu, bilinmez.

Reginald, Argarot'a dikkat kesilmiş bakarken ondan gelecek açıklamaya dört gözle bekliyordu. Aslında bu olay yeterince açıklığa kavuşmuş ve karşılıklı yanlış anlaşılmaların bir doğumu olarak ortaya çıktığı kabul edilmişti ama yine de olayı iki yönlü düşünmek ve çift ağızdan dinlemek masadaki diğer adamın da mesleğinde sık sık karşılaştığı bir şey olsa gerekti. Reginald onun yüzüne baktıkça geçmişte yaşadığı olayları kafasında canlandırır gibi oluyor, atlattığı faciaları kendi hayalgücü bünyesinde düşlüyor ve bunlardan bir iğrelti duyuyordu. Argarot açıklamasına başlamadan önce Reginald'ın kafasından bu anılardan oluşma düşünce bulutlarını geçiriyor ve bunların yok olması için sıcaklık uyguluyordu. Bu sıcaklık ise yüzüne yaydığı tiksintiden uzak tebessümüyle sağlanıyordu. Konuşma ilerledikçe görüşme daha ciddi bir hal alacaktı; bu şimdiden kendini belli etmeye başlamış, ortama resmiyet çabucak kavuşmuştu. Karşısında arkadaşı değil, okuluna izinsiz giren yabancı vardı.

_________________


En son Reginald Weisberg tarafından Perş. Mayıs 12, 2011 6:28 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Argarot Deathen
Esrar Dairesi Çalışanı
Esrar Dairesi Çalışanı
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 28
En Belirgin Özellik : Merak
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Yargı
Kayıt tarihi : 19/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek: Görücü
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
48/100  (48/100)

MesajKonu: Geri: Görüşme   Salı Nis. 26, 2011 9:00 pm

Çorba içtiği süre boyunca sessiz kalan profesöre tepki vermedi ilk başta. Hem onu izliyor hem de çorbasını kaşıklamayla ilgileniyordu. Yorgunluğu göze çarpan adamın bir an okuldan buraya kadar yürüyüp yürümediğini düşündü. Yakın olarak tanıdığı kişinin bunu yapabilme ihtimali vardı; ama yolun uzunluğu düşünülecek olursa bir yerden sonra muggle usulü işten vazgeçip cisimlenmiş olmalıydı. Tüm bu düşünceler eşliğinde yüzünde ufak bir gülümseme belirmişti. Reginald kesinlikle kendine zaman ayırmayı biliyordu ve bu leziz çorbadan içmesi gerekiyordu. Böyle bir şeyi denememek çok büyük bir kayıp olurdu ona göre. En sonunda kasenin sonunda geldiğinde boş boş baktı bitmiş yemeğe. Tadı damağında kalmış lezzet kendisini doyurmasına doymuştu; ama nedense biraz daha istiyordu. Elleri iki yana düşmüş sanki büyük bir acı çekerek kaseye bakıyordu. “ Biliyor musun, bunları hiçbir zaman insana yetecek kadar yapmazlar. “ Daha fazla istiyordu; ama aklı konuşmaya başlayan müdüre kaydı ve gözleri hemen adama sabitlendi.

Müdürün okul baskını ile ilgili konuşmaya başlaması üzerine sıkıntıyla iç geçirdi. Bunun için mi sabahın bu erken vaktinde buraya gelmişti. Gözleri kuytu bir köşedeki o gençlere tekrar takıldıktan sonra eski konumuna geri döndü. Müdürün hafif iğneleme ve tehdit içeren sözlerine keyifle gülümsedi. Elbette adam bunun nedenini anlamamış olmalıydı; ama Reginald’ın bu tavırları her zaman hoşuna gitmişti. Hiçbir zaman sözünü sakınmazdı ki genç büyücünün müdüre karşı böyle saygı duymasının nedenlerinden biri de buydu. İşinin sorumluluklarının bilincinde ve ne yapması gerektiğini bilen insanlardandı, bunun için herkese kafa tutabilecek bir cesareti vardı. Tam anlamıyla takdir ettiği özeliklerin bir kısmı karşısındaki adamda birleşmişti. Yine de açılan konunun mahiyeti gereği içini kaplayan sıkıntı göğsünün ortasında birikmekteydi ve gittikçe rahatsız verici olmaktaydı. Elbette bir açıklama borcu vardı ve bunu yapması gerekiyordu. En azından bunu hak eden kişilere karşı yapmalıydı. “ Evet, sana bir açıklama yapacağım Reginald. Aslında bir açıklama borcum var desem daha yerinde olur. “

Ağzını peçeteyle silerken o profesörün notunu iletip iletmediğini merak etti. Görüntüsünden zaten üç kağıtçı olduğunu düşünmüştü ve muhtemelen o bilgiyi kendisine sakladı hergele diye düşünürken içinde aynı zamanda ufak bir öfke birikmeye başlamıştı. Bir an o gün duello sonucunda aldığı yaraların hayaleti sardı zihnini. Huzursuzca oturduğu yerde kıpırdanırken hanın kapısının tekrar açılmasıyla gelen serinlik bile ürpermesine neden olmuştu. O adam yüzünden az daha ölecekti ve gözyaşı taşı olmasaydı ölmüştü de belki. Ellerini yavaşça masaya koyup sakin bir tonda müdüre dikti gözlerini. Aslında kendini tanıyan herkes derinlerde bir yerde fırtınaların koptuğunu anlardı. Dudaklarını konuşmak için araladığında hala o günün etkisinde gibiydi. Ayrıca tuzağa düştüğünü zannederek patlayan öfkesinin yakıcılığı bile kendini tekrar hissettirmekten geri kalmadı. Tüm bu zihinsel karmaşanın içinde olayların başlangıcı gözlerinin önüne geldi. “ Okula geldiğim sabah bakanlıktaki ofisimde masanın üstünde bir not buldum. “ Notta yazılanları hatırlamaya çalışarak düşünceli bir ifade yüzüne kazındı. “ Orada, okuldaki gölle ilgili bir problemden bahsediyordu. Ne anlatmaya çalıştığı belirsizdi; ama önemli bir şey olduğu belliydi. “ Müdüre doğru eğilip heyecanlanmış ses tonuyla konuşmaya devam etti. Bilinmeyene olan merakına nasıl bir ket vurabilirdi ki ayrıca? “Acil bir durum olduğunu düşünerek kimseye haber vermeden fırladım. Bu nedenle de okula izinsiz girdim. Bu konuda senden özür dilerim. “ Normalde kimseden özür dilemezdi; ama bu kez yapması gerekmişti ve bu nedenle de bir sıkıntı kaplamıştı tekrar bedenini. " Fakat o profesöre hiçbir özür borcum yoktur. "

Gölü incelemek üzere bulunduğu girişimler işgüzar profesör nedeniyle sonuçsuz kalmıştı tabi ki. Onu pataklamak isteği gittikçe artmaktayken başını kaşıdı saçlarını dağıtarak. “ Bunun sonucunda daha ne olduğunu anlamadan saldırıya uğradım. Bunun bir tuzak olabileceğini düşünerek birbirimize amansızca saldırdık. Bilirsin zor zamanlarda yaşıyoruz. “ Biraz duraklayıp söylediklerini iyice muhakeme etmesi için müdüre zaman tanıdı. Bu arada bakışları tekrar hanın içinde dolaşmaktaydı. Burnuna gelmekte olan yemek kokuları kendisini cezbediyor bir şeyler yeme isteğini güçlendiriyordu. Kesinlikle bir kase daha çorba istemeliydi. Dikkatini tekrar buluştuğu adama verdiğinde gülümsedi. Muhtemelen profesör olur olmaz şeyler anlatarak Reginald’in aklını bulandırmıştı. Bunu tahmin etmek asla güç değildi. “ Her neyse duellonun sonunda her şey ortaya çıktı ve bana gelmiş olan notu sana teslim etmek üzere ona verdim. Ağır yaralıydım ve gidip yaralarımla ilgilenmem gerekiyordu sonuçta. “ Anlatacağı her şeyi anlatmış kısa bir sessizliğe bürünmüştü. Son bir haftadır başına gelenleri düşündükçe hayatına hayret ediyordu. Roma’da başlarının belaya girmesi, okuldaki sorun, bakanla yaşadığı tartışma yakasını bir türlü bırakmamıştı. Üstelik görevden alınmış olmak da ayrı bir sorundu. Oradan uzak olmak kendisini yiyip bitiriyordu ve bunun ağır bir ceza olduğu kanaatindeydi. “ Bu arada, saygıdeğer (!) bakanım beni gölle ilgili görevden aldı. Her ne sorun varsa tek başına çözmek sorundasın. Çünkü okula girişlerim sorun olacaktır bir süre. “

Durup bir süre düşündü. Bu haftanın tüm stresinden arınmak istiyordu artık. Herhalde birine sıkı bir dayak atmak tüm keyfini yerine getirecekti. Aklına gelen ilk kişiyse o profesördü. Bir süre bu fikirle oynadıktan sonra tekrar bakışlarını hanın olduğu tarafa çevirdi. Bir çorba daha istediğinde önüne gelen yemeğe iştahla baktı. “ Seni bilmem Reginald; ama ben bir kase çorba daha içmek niyetindeyim. “ Birkaç kaşık aldıktan sonra doğrulup ağzındaki ekmekle birlikte müdüre baktı. Bu şekilde biraz komik göründüğü söylenebilirdi; ama genç büyücü bunu umursamıyordu. “ Gerçekten istemediğine emin misin? “

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://deathomens.yetkin-forum.com/t154-argarot-deathen-anka
Reginald Weisberg
Lord Jules Müdürü & Büyü Bilimi Profesörü
Lord Jules Müdürü & Büyü Bilimi Profesörü
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 87
Yaş : 24
En Belirgin Özellik : Otorite, mantalite
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Emre
Kayıt tarihi : 13/07/10

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek: Wandless, Zihnebendar
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Görüşme   Çarş. Nis. 27, 2011 7:02 pm

Reginald sözlerini bitirdikten sonra Argarot'un yapacağı açıklamayı merakla bekledi dense yalan olmazdı, çünkü iki tarafın kendini sürekli suçsuz duruma çıkarmaya çalışıp aklanıp paklanmak istemesine anlam veremiyordu ve aslında bu konuyu konuşmaktan biraz da sıkıldığı barizdi. Bu yüzden ortamda bulunan gergin havanın katsayısını daha fazla artırmamak niyetindeydi. Açıklamasını dinleyecek ve daha sonra yorumlarını kendine saklayarak bu olayı burda kapatıp kendi içinde muhakeme ederek doğru kararı verecekti. Önündeki adam çorbasının lezzetinden dem vurduktan sonra ufak bir sessizlik olmuştu. Reginald onun bu sabahın erken saatindeki aşırı iştahına anlam verememiş dolayısıyla alttan alttan sırıtmadan edememişti Argarot'a.

Onun konuşmaya hazır hale gelmesini beklerken bir yandan da içinde bulunduğu hanı gözden geçirmeye başlamış ve neler olup bittiğini şöyle bir anlamaya çalışmıştı. Sabahın erken saati olmasına rağmen yine de hemen hemen tüm masalar doluydu ve bundan dolayı han sahibinin yüzü gülüyordu, işin verdiği stresle arada ufak kargaşalar yaşanmıyor değildi ama yine de her şey ahenginde ilerliyor gibiydi. Reginald masalara göz gezdirirken yüzündeki gülümseme değişmişti, bazı öğrenci öbekleri -ki bunlara sevgili de diyebiliriz- masalara yerleşmiş birbirlerine sırnaşıyor ve Reginald'ın anlam veremediği bazı hareketlerde bulunuyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse Reginald çocukluğunu babasının ardında -yani gölgesinde- geçirdiğinden sosyal hayata pek vakit ayıramamış ve arkadaş çevresi gelişmemişti. Okulda herkes tarafından tanınırdı ancak bu, okulda çok aktif olduğu anlamına gelmezdi. Hatta kimi zaman derslerdeki başarısını adam kayırmaya bağlayıp kendi başarısızlıklarının üstünü örtmeye çalışan öğrenciler de olmuştu. İşte, tüm bu nedenlerden ötürü değil sevgilisi, sıkı yakınlık kurduğu arkadaşı bile azdı, nerdeyse hiç. Dolayısıyla o şu anda gençlerin yaptığı davranışları karşılıklı aşk olarak değil de üreme zamanları yaklaşmış bir hayvanlar alemi belgeseli gibi görmüştü. Onların rahatsız olabileceğini düşünüp kafasını çevirdi ve tekrar odağını masaya verdi.

Argarot açıklamasını yapmaya başlamıştı bile. Olayı en başından anlatmayı tercih etmişti ve neden oraya geldiğini açıkça söylemişti. Reginald nedenini öğrendiğinde bir şüpheye düşmüş ve bu konuyla ilgilenmek üzere bilgiyi hafızasının bir köşesine kaydetmişti, bunu araştıracaktı. Daha sonra Argarot, ona neden saldırdığını ve onunla düellonun başlamasının nasıl geliştiğini anlattı. Açıklamasını yaparken yüzü ciddi görünüyordu. Daha sonra Reginald'dan özür dilemişti. Bu nezaketinin karşısında Reginald yüzüne bir çocuğun pamuk şekerine kavuştuğu andaki gibi sevimli bir ifade yerleştirmişti. Gülümsüyordu elbette. Fakat Argarot ardından Anatolian'dan özür dilemeyeceğini çabucak belirtince Reginald kendini gülmemek için zor tutmuştu. İki yaramaz çocuk gibi küsmüş ve gurur yapıyordu. Reginald bu konu hakkında bir şey söyleme gereği hissetmedi, zira bu onların ikisinin arasında bir meseleydi.

Ardından devam eden konuşmasında biraz patronundan, Sihir Bakanı'ndan, şikayetlenircesine imalı konuşmalarda bulundu. Reginald bunları normalde pek hoş karşılamayabilirdi ama Argarot'un bu davranışları ona gülünç geliyordu bu yüzden ona karşı sert durmuyordu. Bunda tabi ki Bakanla pek yakın olmayışının ve onunla karşılıklı haz etmeyişlerinin etkisi de yok değildi. Neticede birisi size hoşnut olmadığınız biri hakkında bir şey söyleyince ya onunla beraber siz de başlarsınız, ki bu Reginald'a hiç de yakışacak nitelikte bir davranış değildi, ya da sessizliğinizi korur o kişinin içini dökmesine izin verirsiniz. Bu seçenek ona daha mantıklı geliyordu ve bunu uyguluyordu. Reginald, Argarot daha söylemeden göl konusu hakkında düşüneceğini kafasına yazdığından onun bu 'işin zor' dercesine olan söylemini pek kafaya takmamış ve onun konuşmasına izin vermişti. İşi elinden alınmış bir insanın hiddetlenişi elbette ki gayet hoş karşılanabilirdi.

Argarot açıklamasını bitirdikten sonra durup bir süre dinlendi, Reginald da bu konuda ona eşlik etmekten çekinmedi elbette. Reginald şu an karmakarışık hissediyordu. İçini büyük bir sıkıntı kaplamış da patlamayı bekliyor gibiydi. Okullar açılana dek böyle olmaya başlıyordu ruh hali. Canı çok sıkılıyor, yapacak hiçbir şey bulamıyordu. Her ne kadar çok sevse de kitap okumaktan ara ara sıkılmıyor değildi. En nihayetinde otur otur nereye kadar. Kuvvetle muhtemel okullar açıldıktan sonra bu hali geçecekti ama buna dayanabileceğine hiç de inanmıyordu, o kendi adına. O bunları düşünüp iç geçirirken Argarot ona bir öneride bulunarak biraz evvel içtiği çorbadan tekrar içeceğini ve onun da isteyip istemediğini sordu. Reginald aksi gibi anlaşılmak istemiyordu ama zaten karşısındaki insan onun nasıl biri olduğunu bildiğinden rahatça cevap verdi.

"Hayır, teşekkür ederim." dedi ve ardından adamın soruyu yinelemesi üstüne "Erken saatte yemekten hoşlanmıyorum..." dedi biraz sıkılgan bir havayla. Artık esas konuya geçmek istiyordu ama gündelik işlerden bir türlü sıyrılıp buraya gelmesini istemesinin sebebini konuşamıyorlardı. Artık ilkelerinden vazgeçip esas konuya geçmeye karar vermiş ve bu yüzden soluklarını kontrol ederek söyleyeceklerini tartmaya başlamıştı. Daha sonra uzun soluklu bir konuşma yapmaya başlamıştı, konuşacakları ciddi ve onun için çok fazla önem arz eden meselelerdi. Bu yüzden ne yanlış anlaşılmaya ne de başka bir probleme karşı dayanabilecek bir şey değildi.

"Argarot, biliyorsun ki karanlık günler yaşıyoruz. Zeus'un ölümünün ardından masal hayatı sona erdi. Karanlığı kullanan büyücüler fazla tehdit oluşturmaya başladı." dedi biraz sesini alçaltarak. Masaya daha fazla yaklaşıp sesinin rahat duyulmasını engellemeye çalışıyordu, konuşurken etrafı kolaçan etmeyi de unutmuyordu. "Buna daha ne kadar katlanabilir insanlar bilmiyorum. Bunlar artık büyücülük dünyasını aşıp Muggle'larla da uğraşmaya başlayacak. Biz ise tekken hiçbir şey yapamayız, onlar gibi örgütlenip buna bir başkaldırı yapabilecek gücü sağlamalıyız." dedi söylediklerinin anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol edercesine adama bakarak. Kısa bir süre geçtikten sonra konuşmasına devam etti, sesinin titremesinden fazlaca heyecanlandığı apaçık ortadaydı. "Lucetentia" dedi biraz esrarengiz bir ses tonuyla. "Işığın, aydınlığın gücünü tüm büyücü alemine kanıtlamalıyız, bana bu konuda destek olursun, öyle değil mi?" dedi soru soran gözlerle. Gelecek cevabı tahmin edebiliyordu, tanıdığı Argarot böyle esrarengiz ve maceralı bir organizasyonu kaçırmayacak kadar aktif ve cesur biriydi. Ondan gelecek cevabı beklerken kalp atışları daha da hızlanmıştı. Büyücü dünyasındaki savaşlar yakında başlayacağa benziyordu...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Argarot Deathen
Esrar Dairesi Çalışanı
Esrar Dairesi Çalışanı
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 70
Yaş : 28
En Belirgin Özellik : Merak
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Yargı
Kayıt tarihi : 19/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek: Görücü
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
48/100  (48/100)

MesajKonu: Geri: Görüşme   C.tesi Nis. 30, 2011 1:23 pm


Çorbasını içerken karşısındaki büyücünün ciddi bir hal alışını merakla izlemişti. Oysa tüm konuşması boyunca bazen muzipçe gülümsemiş ve alttan almıştı pek çok şeyi. Reginald’ın söyleyeceklerini beklerken gayet sakin bir şekilde çorbasını içiyor ve bu enfes yiyeceğin tadını çıkarıyordu. Kaşığı kaseyi sıyırmaya başladığında müdür de konuşmaya başlamıştı. Cümleye girişinde bile bir gariplik olduğunu sezip kaşlarını çatarak onu dinlemeye koyuldu. Karanlığın egemen olduğu bu dünyayı o da çok iyi biliyordu ve genç büyücü arkadaşının yaptığını taklit ederek masaya iyice yaklaşmıştı. Tedirgin görünüşlü büyücüye güven verircesine bakıyordu. Burada onları dinleyebilecek kimse yoktu. Çorbasıyla ilgilenir gibi yapar, kendisi daha doğmadan önce yaşamış Zeus lakaplı büyücüyü düşünürken derinlere dalmıştı iyice. O zamanlar demek bir masal hayatı yaşanıyordu. Bunun nasıl bir şey olduğunu merak etti. Doğduğundan beri bir karanlığın içindeydi. Saklanıyordu tanıdığı pek çok insan. Acımasız cezalandırmalar her gün gösteriyordu şiddetini. Huzur mazide kalmış, Zeus kendisiyle birlikte götürmüştü onu. Tüm bu gazabı gördüğü her gün, yıkılan hayatlara şahitlik ettiği her saniye, zıtlıkların çarpıştığı savaş alanına dönmüş yüreği isyan ediyordu. Bazılarıyla gizli gizli savaşmıştı; ama yapılabilecek pek fazla şeyi yoktu.

Örgütlenmek mi? Reginald’den duyduğu söz üzerine bakışları hemen onun üzerine kilitlenmişti. Alttan alttan ona bakarken böyle bir oluşumun gayet mantıklı olabileceğini düşündü. Tükenme noktasına gelmiş insanlar alevlenmiş umutla birlikte çarpışabilirdi. Büyücü dünyasının savaşları aydınlanmanın şafağında gerçekleşecekti belki de. Müdürün konuşmasından hissettikleri bunlardı ve gittikçe heyecanlanmaya başlamıştı genç büyücü. Hızlı bir şekilde etrafa bakıp tekrar önündekine konsantre olduğunda sözcüklerin devamının gelmesini bekliyordu. İçindeki heyecanın Reginald’e de yansımış olduğunu gördü. Genç büyücü bunca zamandır müdürün hiç böyle duygu yoğunluğuna kapıldığını görmemişti. Her zaman sakin olan adamın şimdi heyecandan sesi titriyordu. Duyduğu kelime üzerineyse şaşkınlıktan gözleri büyüdü. Lucetentia! Kadim dilde ışığın gücü anlamındaydı ve bu güç yıllar önce sönmeye yüz tutmuştu. Oysa şimdi parlamak isteyen güç şimdi yeni müritlerini arıyordu demek ki. Hemen ardından gelen destek sözlerineyse fazla şaşırmadı. Çünkü konuşma boyunca yeterince şaşırmış ve şimdi derin düşüncelere dalmıştı genç büyücü. Reginald’ı tanıdığından beri pek çok işe girmişti onunla. Birbirlerine olan güveni zorlu işlerin altından kalkarak sağlamışlardı. Şimdi de aynı şeyi istemişti arkadaşı ondan ve cevabı çok da farklı olmayacaktı. “ Bana hep güvendin Reginald ve şimdi de değişen bir şey yok. Sana elbette destek olurum. “

Ellerini masanın üzerinde birleştirip düşüncelere daldığında örgütün nasıl bir şey olması gerektiğini tasarlıyordu kafasında. Karanlığın egemen olduğu bu zamanda kesinlikle gizli olmalıydılar. Yeterli güce ulaşana kadar sessiz sedasız bir şekilde faaliyetlerini yürütmeliydiler. Düşmanın en beklemediği zamanda darbeler indirerek onları zayıflatmalı, kabuslu geceler gibi üzerlerine çökmeliydiler. Eli çenesine gittiğinde bu fikir kıvrımlanmaktaydı kafasının içinde. “ Öncelikle gizli olmalıyız. “ Kendi kendine konuşur gibiydi; ama aslında Reginald’e hitaben söylüyordu bunları. “ Yeterli güce ulaşana kadar kendimizi açık edemeyiz. Yoksa sonumuz felaket olur. “ Tekrar sessizliğe büründüğünde düşündüklerinin karşısındaki büyücünün hoşuna gitmeyeceğini fark etti. Bu kadar zulmün olduğu bir yerde zayıf olmamaları gerekirdi. Güçlü olmalı ve zor kararları vermeleri gerekirdi. Gerektiğinde cinayet bile işleyebilirlerdi; fakat bu müdürün mizacına pek uymayan bir durumdu. Bunu kabul edebileceğini sanmıyordu. Oysa Argarot birkaç kaybı binlerce ruhun kaybına tercih etmişti her zaman. Gerekirse gizli gizli bile yapılması gerekeni yapardı. “ Bunun pek hoşuna gideceğini sanmıyorum Reginald; ama güçlü olmalıyız. Zor kararlar vermemiz gerekecektir. “ Delici bakışlarını karşısındakine diktiğinde tüm düşündüklerini anlatmaya çalışır gibiydi. “ Hiç tasvip etmediğin kararlar vermek zorunda kalacaksın; ama zaferimiz, büyücü dünyasının refahı için buna mecbur olacağız. Her şekilde sana yardımcı olacağım. “ Ciddi ve duygusuz ifadesi düşmanlarına karşı takındığı maske olarak ortaya çıkmıştı yine. Dostlarından pek azı bu halini bilirdi. Yapılması gerekenler her zaman ne olursa olsun yapılmalıydı.

Bakışlarını devirdiğinde amaçlarının ne olacağı hakkında kafa yormaya başladı genç büyücü. Tüm düşmanları öldürecekler miydi? Gerçi bu hoşuna giderdi; ama hepsini öldürmek çok zor olurdu. Belli bir görev gerekliydi, bir misyon! Bir güce ihtiyaçları vardı, düşmanlarını ait olduğu yere yollayacak bir şey gerekliydi onlara. Ama bunun ne olacağı konusunda en ufak fikri bile yoktu. Baştakilere suikast mı düzenleyeceklerdi? Çarkı kırmadan hiçbir işe yaramazdı bu. Yenisi gelirdi ne olsa. Bakışlarını Reginald’e dikti, merakın tüm çizgileri yüzüne kazınmıştı. “ Peki amacımızı nasıl gerçekleştireceğiz. Nasıl büyücü dünyasını hak ettiği huzura kavuşturacağız? “

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://deathomens.yetkin-forum.com/t154-argarot-deathen-anka
Reginald Weisberg
Lord Jules Müdürü & Büyü Bilimi Profesörü
Lord Jules Müdürü & Büyü Bilimi Profesörü
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 87
Yaş : 24
En Belirgin Özellik : Otorite, mantalite
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Emre
Kayıt tarihi : 13/07/10

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek: Wandless, Zihnebendar
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Görüşme   Perş. Mayıs 12, 2011 6:28 pm

Reginald fikrini içinde oluşan ufak tereddüt filizine rağmen karşısındaki adama belirtmiş ve ondan gelecek cevabı pürdikkat beklemişti. Argarot'un da sesini kısıp ona yaklaştığını görünce heyecanı daha da artmıştı. Daha sonra sessizce konuşan adamın dudaklarından dökülen kelimeleri algılamaya çabaladı. O konuştukça içindeki tereddüt filizini karıncalar, böcekler, vs sarıyor ve an be an yok etmeye başlıyordu. Reginald bundan memnundu elbette, içi ferahlamıştı. Bu örgüt hakkında ilk kez konuştuğu insandan olumlu tepki almak onu güçlendirmiş, karanlığın hükmünü yok edip dünyalarını aydınlatması için iyice hırslandırmıştı. İçi, denizde durmaksızın bir salınım halinde ilerleyen dalgalar misali kıpraşıyor, Reginald'a mutluluk veriyordu.

Karşısındaki adam heyecanla örgüt hakkındaki fikirlerini ona sunuyordu, tabi ki yine durmaksızın konuşuyordu. İlk başta söyledikleri Reginald'ın aklına yatmıştı. Elbette bu örgütü açıktan yürütmeyi düşünmüyordu, bu hem mesleki açıdan hem de örgütün menfaatleri açısından uygun ve güvenli değildi. Zira Reginald mesleğinde hiçbir zaman mücadele tarafını savunacak yahut aksi görüşlerde bulunan öğrencileri yerecek davranışlarda bulunmamıştı ve bulunmayacaktı da. Hatta görüşlerini olabildiğince kendinde saklar, bu sırrını pek nadir kişilere açardı. Öğrencilerin onu bu sebepten ötürü sevmesini ya da ondan nefret etmesini istemezdi. Hem zaten ona göre o yaştaki bireylerin belli bir tarafa eğilim göstermesi de pek cazip gelmiyordu ona. Henüz büyü yapmayı ve büyülerin niteliklerini kavramaya çalışan bir sihirbazın gidip de yetişkin biriyle savaşmaya kalkışması ahmaklıktan başka bir şey ifade etmiyordu ona. Öte yandan örgütün açıkta olması demek, yapacakları tüm saldırıları -aslında bu işi yapmayı pek de istediği söylenemezdi-, planları ve benzeri şeyleri de görünüre sunmak demekti ki; bu da bile bile kendini ateşe atmaktı kendini. Bu yüzden örgüt ve örgüte mensup kişilerin kendini -en azından belli bir güce ulaşana kadar- gizli tutması kesin bir ilkeydi onlar açısından.

O bunları düşünüp tartarken zihninin farklı noktalarında, Argarot kendi benliğinden fışkıran fikirleri -diğer söyledikleri herkesin önerebileceği şeylerdi zaten- Reginald'a aktarmaya başlamıştı bile. Ona şimdi yapılacak işlerin ileride örgüt menfaatleri uğruna aydınlıkla karanlığı ayıran ince sınırdan kayabileceğini, bazen tasvip etmese de insanları zulme uğratabileceklerini -bunu üstü örtülü sözcüklerle belirtiyordu- söylüyordu. Reginald bu durum karşısında biraz şaşırmıştı doğrusu, çünkü o çoğu zaman iyiliksever ve örgütün de asıl amacında olduğu gibi aydınlıkperver bir insandı. Dolayısıyla bu özelliklere karşın bunları uygulamaya kalkışmak ona biraz iki yüzlülük gibi geliyordu. Bu fikirleri düşündükçe içindeki tereddüt filizini çürüten karıncalar odak noktalarından sapmaya başlıyor ve farklı noktalara dağılıyordu, mesela şu anda beynini yiyorlar, uyuşturuyorlardı. Elini kafasına götürüp 'Beynim karıncalanmaya başladı!' diye düşündü. İçindeki tereddüt filizi büyüyedursun Reginald da onu zehirlemek için konuşmaya başlamıştı. Elbette hala Argarot'la yakın mesafelerini koruyorlar ve burda konuştuklarının dışarı sızmamasına özen gösteriyorlardı.

"Bak Argarot, senin niyetinin ne olduğunu anlıyorum. Elbette bazı insanları durgunlaştırmak için bu tarz yöntemleri kullanacağımız olacak..." demişti ve kafasını ovuşturarak ağrısını gidermeye çalışmıştı. "...ancak bunu yapmak dikkatleri üzerimize toplayabiliriz. Dolayısıyla bu örgüt için iyi olmaz. Biz aydınlığı yerin altından fışkıran alevler gibi aniden ve etkili bir biçimde aktifleştirmeliyiz." demişti biraz hırslandırır bir nidayla. Masadaki iki adamın da arzuları uğruna vazgeçmeden savaşacakları aşikardı, Reginald bunu sezinlediğinden Argarot'un bu yönünü kuvvetlendirmeye çalışıyordu. Ancak biliyordu ki bu işlemi fazla uygularsa karşısındaki, deminki gibi cani fikirler sunabilir ve Reginald'ın içinde tereddüt ormanı oluşturabilirdi. Bu kuvvet verici sözlerinin ardından Argarot derin düşüncelere dalmıştı. Kafasını yana çevirip bir miktar düşündükten sonra daha durulmuş bir ses tonuyla Reginald'a bir soru yöneltmişti. Örgütün hedefine nasıl ulaşacağıyla alakalı bu soruyu Reginald kısa bir düşünce molasının ardından hevesle anlatmaya başlamıştı. Dudaklarından dökülen her bir kelime onun için altın değerindeydi.

"Biliyorsun, etrafta yıllardır hikayeleri dolaşıyor. Zeus'un ruhlarının parçalanıp gizlendiği ile alakalı. Belki sana delice gelecek ancak ben buna inanıyorum Argarot. Ve onun döneminde yaşanan refahı da biliyorum. Onun sona erdirilen büyüsünü, tılsımını, ya da sen adını ne koyarsan onu, yeniden var etmeli ve ölümü yeniden ortadan kaldırmalıyız." dedi kelimelerin vurgusuna dikkat ederek. Argarot'un yüzüne bakıyor ve düşüncelerini okumaya çabalıyordu fakat bu nafile bir istekti elbette. Daha sonra konuşmasına devam etti. "Eğer bana inanırsan, onun ruhlarının izini takip etmeli ve bu gücü yeniden oluşturmalıyız." dedi, karşısındaki adam ona inanıyor muydu bilmiyordu. Bu yüzden bunu sorma gereksinimi duydu, "Sen de buna inanıyor musun? Sence bu mümkün olabilir mi?" dedi merakla, karşısındaki adamın vereceği cevabı farkında olmadan büyük miktarda açtığı gözleriyle dudaklarını dikizleyerek bekliyordu. Kalp atışlarının dışarıdan da duyulabileceği acaba aklından geçiyor muydu? Hayır, onun şu an aklından geçen tek şey karıncalardı. Artık beynini terk etmekte ve ana besin kaynaklarının olduğu yere, tereddüt filizine doğru yol alıyorlardı...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Görüşme
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: KNECROCHASE KASABASI :: Casa Fuoco Hanı-
Buraya geçin: