Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 W a l t e r.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sean Morgan



Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 02/04/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
43/100  (43/100)

MesajKonu: W a l t e r.   C.tesi Nis. 23, 2011 9:08 pm

Günüm kararmıştı. İsmimin Sean olduğunu bile unutmuştum. Gözlerimi açtığım karanlıkta derinden nefesler alarak doğrulup, güneşin açık turuncuya çalan rengiyle doğmasını izliyordum; gözlerimi kamaştırıyordu. Yolun ötesindeki mustakil evler daha ilerisinde büyük bir orman. Londra’nın ücra bir köşesi olmamasına rağmen bunları görmek hep güzeldi. Saat tam yediye geldiğinde güneş kendi sarılığına kavuşmuş, yatağımın başındaki takoz saat ardı ardına çalmaya başlamıştı. Yarısı koyu kan kırmızısı işlemeli bir tül ile çekilmiş camın tam karşısında – sıcacık yatağımın ucunda – oturuyordum. Yatağın başındaki saate uzanarak, paslanmış kaşık tarzındaki bakır tuşa dokunmuştum. Oda tekrar sessizliğe bürünmüştü, turuncu renkli tuğlalar, aralarında siyah çimento izleri ve üstlerine asılmış olan aile fertlerinin tabloları. Ayağa kalkıp, yavaşca sağ duvarda asılı olan halının yanına konmuş üç tabloya yönelmiştim. Baştaki; bir kurtadamın saldırısına uğrayarak öldürülmüş abimdi. Onun yanındaki annem, hey gidi hey ne heybetli kadındı, onun neden öldüğünü söylemeyeceğim ama çok utanç verici bir durumdu. Annemin yanındaki, horlama seslerini kulağımda çınlatan adamsa babamdı, babam her şeye ve herkese rağmen eğlenceli ve sorumluluk sahibi kişilikti. Bugünlere gelmemde, bu dükkânı bana bırakmış olmasıyla en önemli pay sahibiydi. “ Hey siz uykucular uyanın. “Bağırarak seslenmiştim onlara. Ağzımı iki yana açarak patlatmıştım kahkayı. İlk olarak bir ağacın arkasını kapladığı tablodaki abim uyanmıştı. Daha sonrada kurumuş merdivenlerin ucunda uyuyan annem. Babam her zamanki gibi uyanmamıştı, horlamasıyla diğer ikisinide rahatsız etmiş olacaktı ki abim söylenmişti. “ Öldükten sonrada bu adamdan rahat yok. “ Sinirlenmişti yine, ağacın arkasına geçerek kendince protesto etmiş, kaybolmuştu. Annemde gülümseyerek her zamanki dolgunluğuyla babam çağrıda bulunmuştu. “ Bey, hadi kalk. “ Onlar hep böyleydi, ölselerde bir parçalarını hâlen yaşatıyordum kalbimde. Sözlerle irkilen babam, kafasındaki noel baba şapkasına benzer üçgen çizgili şapkayı çıkarmıştı. Saçlarına tel tel düşmüş beyazlar, gözlerine taktığı yuvarlak gözlük onun bedenini tutuyordu. Mutlulardı, abimin somurtmaları, babamın gülümseyerek onu kızdırması ve annemin her ikisini barıştırması. Annem ile babamın bazen aynı tabloda bir işler çevirdiğini bile görmüştüm. İşime dönmeliydim, erken açılacak bir dükkânım, tozları alınacak cüppelerim ve yapılacak bir kahvaltım vardı.

Önce ipekten yapılmış pijama takımımı çıkarttım, daha sonrada siyah, işlemeli, yanlarında beyaz şeritler olan pantolonumu ve gömleğimi giymiştim. Üstünede yavaşca siyah pelerinimi atarak aynanın karşısına geçtim. Kabarık, kıvırcık saçlarımı geriye doğru tarayıp, bir güzel süslenmiştim. Müşteriler için her zaman yaptığım işti. Tahta çekmeceyi açarak asamı alıp odadan çıktım. Dükkânın arka kapısına yönelip, kapının kilidini açtım. Hava her zamankinden daha güzel kokuyor, daha serin işliyordu yüreğime. Güneşin olmasına aldanmamak gerekirdi. Zirâ kulak memelerim şimdiden soğmuştu. Siyah iskarpin ayakkabımı giydikten sonra mozaik sokak taşlarının üstüne çıkmıştım. Otuz, kırk metre ötedeki market kepenklerini yeni açıyordu, pelerinimi kıvırcık saçlarıma doğru çekerek yürümeye koyuldum. Tam marketin önüne geldiğimde duraksadım, yaşlı adamın içeriyi düzenlemesini bekledikten sonra ekmek ve ufak yiyecekler alarak çıktım. Elimde ufak bir file ilerliyordum. Bütün dükkanlar açılıyor, gencinden yaşlısından selam alıyordum. Hayatımın bir kısmının geçtiği bu sokakta neler görmemiştim ki ? Sevgi dolu genç çiftler, annesinin bir şey almayışına kızıp ağlayan çocuklar, kalp krizi ya da başka sebeplerle ölen kişiler. Her şey ama her şey gerçekleşmişti burada. Dünyanın en iyi sayılabilecek büyücüleri bile ara sıra uğrardı. Uğramakla kalmayıp arkadaşım olanlarıda vardı. Sihir Bakanı, Müsteşarlar, Profesörler, Müdürler herkes. Biri düşüncelerimi ya da hayatımı okusa büyük sırlara, büyük olaylara tanık olurdu. Otuz iki yaşının bana getirdiği şeyler bunlardı. Yaş meselesi nereden çıktı diye soracak olanlarada cevabım, bugün benim doğum günümdü.

28 Aralık 1930’da karlı bir kış gecesi doğmuşum ben. Annem hep öyle anlatırdı. Sessizce dükkânın arka kapısını açıp içeriye dalmıştım. Tam karşıdaki mutfakla birleşmiş odaya yönelip masanın üstüne bırakmıştım fileyi. Önce çayı ocağa koyup, daha sonrada masanın üzerine güzel bir kahvaltı hazırlamıştım. Kendimdeydim. – hiç olmadığı kadar – Her şeyin farkındaydım, derinden gelen seslerin bile. Dükkânın kapılarını açarken, cıvıldayan bülbül sesleri kulağıma huzur veriyordu. Kimsenin sevmediği zehiri bile içerdim bugün. Doğayla, aşkla birleşmek gibi hisler uyanıyordu içimde. Hiçbir şey ama hiçbir şey boşlamıyordu beni. Rengarenk süslenmiş cüppeler, çayın kaynama sesi. Ufak bir el arabasının dükkânın önünde geçerken çıkardığı ses. Her şey mutluluk veriyordu bana. Yaklaşık on senedir yalnızdım ama içerideki tablolar bana hep arkadaş olmuştu. Beni yönlendirmişler, içimi dinlettirmemişlerdi. Ama kalbimi boşlamışlardı. Kalbim bir başkasına hiçbir şey hissetmeyecek kadar boştu. Gördüğüm güzelliklerin hepsi işe yaramamıştı. Derinlerde oynatabilecek bir şeyimin olmaması kötüydü. Yakarışlar ve doğada koşmalar. Bazen rüyalarımda gördüğüm aşkın gerçek olması için isteyeceğim çok şey vardı. İçerden babam ile abimin yükselen atışma sesleri, dışarıdan tatilin verdiği havayla gezen öğrencilerin cıvıldaşmaları. Birkaç dakika sonra çayın altını söndürüp tam kahvaltıya oturacağım an içeriden bir kapı vurma sesi gelmişti. Ardı ardına iki kere yankılanan sese doğru gitmiş, dükkânın içerisindeki iki küçük erkek çocuğuna bakmıştım. Birisi uzun boylucaydı, yapılıydı. Diğeri ise ona nazaran sıska ve ufaktı. İkisininde göz renkleri aynıydı, yeşil yemyeşil. Hitaplarına bakıldığındaysa İngiliz olmadıkları belliydi. Birkaç cüppenin fiyatını sorduktan sonra çıkmışlardı. Ben ise arkalarından öylecek bakakalmıştım. Tekrar içeri dönüp çayımı yudumlamaya, bir yandanda ekmek üstüne dilimlediğim kaşarı yemekteydim. Doğum günümü hatırlayacak bir okul arkadaşım bile yoktu. Son on yıldır yaptığım gibi bu yıldada tablolarla kutlayacaktım doğum günümü. Ne arayan, ne soran. Ama hayata bağlı kaldığım noktadaydım. Kahvaltımı bitirip, çayımın son yudumun aldıktan sonra ayaklandım. Kasada duran sigaramı ve çakmağımı aldım. Dükkânın kapalı kapısının hizasında olan ufak camı açmıştım. Camın önündeki sallanan koltuğa oturup, sigarayı ağzıma almıştım. Çakmağın birkaç deneyişten sonra yanmasıyla ilk dumanı çıkartmıştım ağzımdan. Derinlerde olan ağrıyı indirmek için keyifle vurmuştum her iki yana. Şişirmiştim yanaklarımı, dışarının serinliğine vermiştim. Dumanlar birkaç saniye ayakta kalmış, sonrasında oksijenle birleşmişti. Tam Diagon’nun ortasında, kendi dükkânımın yola bakan camında içiyordum. Gidenler ve gelenler gülümsüyor, selam veriyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Usta
Usta
Usta


Mesaj Sayısı : 44
En Belirgin Özellik : Puan veririrm
Kayıt tarihi : 23/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: W a l t e r.   C.tesi Nis. 23, 2011 9:47 pm

Anlatım: 23/25
İmla: 12/15
Görünüm: 8/10

Toplam 43 Puan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
W a l t e r.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: