Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 Hell.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Conerus Hell Greyn
Lord Jules & III. Sınıf
Lord Jules & III. Sınıf
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 17
Yaş : 21
Gerçek Ad : Volkan.
Kayıt tarihi : 24/04/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
42/100  (42/100)

MesajKonu: Hell.   Paz Nis. 24, 2011 1:45 pm


    & Conerus Hell Greyn.
    & Kukuletalı adam yoktan var oldu denizin ortasına. Gecenin karanlığıyla birleşiyordu kukuletasının siyahlığı. Uzaktan gelen biri, onun orada olduğunu fark edemezdi. Denizin üstünde, havada duruyordu. Kıyıda falan değildi, daha ilerilerdeydi. Ege Denizi’nin tam ortalarında. Gökyüzünde sadece gri bulutlar vardı, yıldızları kapatıyorlardı. Ay da yoktu, sanki bu adamdan korkup kaçmıştı hepsi. Adam kendisinden korkmasını istiyordu herkesin. Öyle oluyordu da. Ama bunları düşünecek vakti yoktu şimdi, istediği şeyi almaya gelmişti buraya. Alacaktı. İki elini gökyüzüne kaldırdı; normalde beyaz tenli elleri, karanlıkta belli olmuyordu. Adam, denizi bile dalgalandıran sesiyle bağırdı:

    “Kapılar açılsın! Element taşının bekçileri!”

    Sanki adamın gelmesi bekleniyordu, son kelimeleri söyler söylemez bir ışık patladı adamın olduğu yerde. Bundan adam zarar görmedi, bu turkuaz rengi ışık Ege Denizi’ni tamamen aydınlatıyordu. Hatta İzmir kıyılarına kadar ulaşıyordu. Bu ışık bir süre daha etkisini gösterdi, sanki mavi bir güneş doğmuştu ve her yeri aydınlatıyordu. Adam yavaş yavaş istediğine ulaşma mutluluğu içindeydi. Ama sevinmek için biraz erkendi sanki. Daha sonra dört tane belirsiz şekil fırladı denizin içinden, turuncu rengindeydi. Bu turkuaz ışık onlara etki etmiyordu, belirsiz bir şekil olarak havada duruyorlardı. Aralarında belirli bir mesafe vardı, iki tanesi önde, iki tanesi arkadaydı. Adamın etrafına kare çizilmişti ve bu şekiller karenin köşelerinden fırlamıştı sanki. Bir süre sonra şekillenmeye başladılar. Adam etrafında dönüyor ve onların dönüşümlerini inceliyordu. Yavaş yavaş parıldamaya başladılar, şekiller dik bir elips şeklini aldı. Üstleri başlarını oluşturdu, cinlerin kulaklarına benzeyen kulaklar çıktı kafalarının yanlarından. Daha sonra vücutları şekil aldı ve adamın etrafında dönmeye başladılar. Boyları en fazla otuz santimdi. Buzda kayarcasına süzülüyorlardı sanki. Ten renkleri açıktı, beyaza yakın bir renkti. Gözleri küçüktü, açık maviydi hepsininki. Üstlerinde, turuncu bir kıyafet vardı. Pantolonları ve ayakkabıları tamamen turuncuydu. Kahverengi kemerleri vardı. Üstlerinde turuncu bir gömlek vardı. Bu gömleğin yakaları biraz daha genişti ve sağ tarafında bir cep vardı. Yavaş yavaş bir melodi belirdi ve bir yandan dönüp bir yandan şarkı söylemeye başladılar. Herhalde bir önlemdi bu, şarkı şöyleydi:

    “Açıldı özel taşların kapıları,
    Aman sakın ha, çalmaya kalkma!
    Sonuçlarını tahmin edemezsin sonra,
    Çekersin en büyük acıları.
    Bu taşlar önemlidir, güçlüdür,
    Elementlerin gücüdür.
    Eğer onlar olmazsa,
    Kaybolur, ateş, su; toprak, hava!
    Burası gizli bir yer,
    Bizler de bekçi cüceleriz.
    İçimizden biri baş cücedir,
    İstediğin şeyleri söyle ona.
    Sakın ona karşı durma,
    Kovalar seni buradan.
    Bul bilmecelerin cevabını,
    Gir içeri kapılardan!”


    Şarkıyı bitirdikten sonra adamın etrafında bir tur daha döndüler ve önünde sıraya dizildiler. Sağdan ikincisi öne doğru çıktı, arkasından onun boyunda bir asa çıkardı. Asanın ucunda turuncu bir taş vardı, asanın sapı kahverengiydi. Taş asaya saplanmıştı, tabanı genişti ve yukarı çıkıldıkça inceliyordu. Cüce sağ eliyle asayı birkaç kez döndürdükten sonra hızlıca vurdu boşluğa. Havada durmalarına rağmen tok bir ses çıkardı. Cüce birkaç adım daha yürüdü ve adam ile göz göze geldi. Adamın suratı karanlıkta pek belli olmuyordu. “Ne istiyorsun?” Ses tonu tizdi ve sertti. Dimdik duruyor ve gözlerini kırpmadan adama bakıyordu. Adam zaman kaybetmeden cevap verdi:

    “Kapıları aç.”

    Kelimelerin üstüne basa basa söylemişti, dikkatlice ve özenerek. Cüce kaşlarını çattı. Bu kadar kolay olmayacaktı. Adam aslında biliyordu bunu. Demek zorunda olduklarını hazırlamıştı, her şeyi planlamıştı. Bu gece bunlar mutlaka işe yaramalıydı. Cüceler güçlü yaratıklardı, ama adam onlara karşı koyabilecek güçteydi. Eğer bir sorun olursa büyüye başvuracaktı. Buna gerek kalmayacağını düşünüyordu aslında. Cüce tereddüt etmeden, tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı:

    “Bilmeceleri bil ve kapılardan gir. Bilmeceleri bilmez veya bizlere karşı gelirsen alacağın cezalar en kötü şeyler olacak. Bilmeceler bilinmeden kapı açılmaz, açılamaz. Element taşları güçlü efsunlarla korunmakta. Aksi bir harekete başvurma. Bilmeceleri istiyor musun?”

    Hareketleri değişmedi cücenin. Adam ise bunların olacağını biliyordu. Bilmecelerle fazla zaman kaybedecekti. Daha kolay yollarla başvurmalıydı. Düşündüğünü yapacaktı, planını değiştirmek zorunda kalsa da yapacaktı bunu. “Bilmecelerden daha kısa yollarda vardır, baş cüce,” demesiyle “Katlet!” diye bağırması bir oldu. Baş cüce birkaç adım geriledi ama yıkılmadı. Arkadaki cüceler ise adamın dört tarafına yerleştiler. Asalarını çıkarmışlardı, onların asalarının baş cüceninkinden tek farkı biraz daha kısa ve taşlarının biraz daha küçük olmasıydı. Dört cüce de aynı anda asalarını adama yönelttiler ve lanetleri yolladılar. Ama adam bunu birkaç el hareketiyle bir kalkan yaparak geri gönderdi. Cüceler geri savrulan lanetlerden zar zor kaçtılar. Baş cüce “Bunu yapmayacaktın!” diye bağırdı ve asasıyla daha büyük bir ışık huzmesi yolladı. Adam sağ tarafa doğru kaydı ve laneti savurdu. Sol elini adama doğru yöneltti ve elini çevirerek bir lanet yolladı baş cüceye. Baş cüce bundan da sıyrıldı. Elini havaya kaldırdı ve bağırdı:

    “Element taşları tehlike altında!”

    Ve kulakları sağır edecek bir ses, gözleri kör edecek derecede sarı bir ışık. Sanki sabah olmuştu. Her yer şimdi aydınlanmıştı, ama güneş yoktu. Havada hala bulutlar vardı. Bu insanları tedirgin edecekti belki de, ama taşlar daha önemliydi. Onların olmaması insanları kat ve kat daha tedirgin edecekti. Adam işin fazla uzadığını düşünüyordu, iki elini baş cüce gibi havaya kaldırdı. Ellerinde kırmızı, hareket eden sarmal çizgilerle dolu saydam yuvarlak bir ışık oluştu. Adam kendini zorlayarak biraz daha büyüttü o ışık huzmelerini ve ellerini önüne çevirerek etrafında hızlıca döndü. Işık huzmeleri dönmesiyle birlikte cüceleri yere devirdi. Adamın ilk işi baş cücenin yanına gidip elindeki asayı almak oldu. Asayı tam karşısına yöneltti ve bağırdı. “AÇIL!”

    Gittikçe büyüyen turuncu ışık, neredeyse adamın boyutunda bir geçit açtı. Geçit aynı adamın elinde biriktirdiği o ışık huzmelerine benziyordu. Adam gülümsedi ve hızlı adımlarla geçidin yanına geldi. Biraz tereddüt etse de elini geçidin içine soktu, geçit onu kendine doğru çekti. Artık Ege Denizi’nde, havada durmuyordu.

    Karanlık ortam yavaş yavaş aydınlanıyordu. Küçük bir odaydı burası. Aydınlandıkça, dört duvarın her birinde bir elementin resmi olduğu fark ediliyordu. Birinde daire içinde ateş, birinde daire içinde hava; birinde daire içinde su, birinde ise daire içinde toprak vardı. Renklerine göre boyanmışlardı. Hava, temsili olarak maviydi; ateş turuncu ve sarı renklerdeydi. Toprak kahverengi, su mavimsi bir renkteydi. Daha sonra oda tamamen aydınlandı. Adam şaşırmıştı. Burası sadece bir odaydı, duvarlarında resimler olan. Herhangi bir taş, ya da taşın burada olduğuna ilişkin bir ipucu yoktu. Sadece dört duvar ve resimler. Adam hırsla duvarlara dokunmaya devam etti. Belki duvarda bir taşa basınca bir geçit açılacaktı. Ama o da olmadı. Neredeyse beşer defa denedi ama olmadı. “Lanet olsun!” diye bağırdı adam. Elindeki asayı ateş elementinin olduğu duvara fırlattı. Ateş elementi resmi yanmaya başladı. Resim canlanıyordu. Adam bunun diğer resimlerde de aynı olacağını düşündü ve asayı resimlere teker teker çevirip büyüler yolladı. Adam bir şey demeden asa gücünü gösteriyordu. En son hava elementi de canlandıktan sonra adamın birkaç adım ilerisinde, yer yarılmaya başladı. Bir sütun çıktı, üstünde cam kap vardı. Dikdörtgen şeklindeydi, içinde ise bir taş vardı. Fanusun boyundaydı ama genişliği için aynı şey söylenemezdi. En fazla 6-7 santim genişliği vardı. Taşın üst sağ tarafı maviydi, onun altı turuncuydu; sol üstü beyazımsı bir renkti, şeffaf gibiydi, onun altı ise kahverengiydi. Bunlar parlıyorlardı. Adam heyecanlandı; aradığı buydu. Yavaş adımlarla fanusa yaklaştı, cam kabı kolaylıkta kaldırdı. Taş artık savunmasızdı. Onu eline aldı, dokundu ve tekrar dokundu. Olmuştu, almıştı. Artık güç onun elindeydi, elementler onun emrindeydi. Adam yavaş yavaş buhar halini aldı, buharlar parçalanarak farklı yönlere uçtular, yok oldular.

    Adam gitmişti.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Usta
Usta
Usta


Mesaj Sayısı : 44
En Belirgin Özellik : Puan veririrm
Kayıt tarihi : 23/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Hell.   Paz Nis. 24, 2011 3:15 pm

Anlatım: 21/25
İmla: 14/15
Görünüm: 7/10

Toplam: 42 Puan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Hell.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: