Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 Elizabeth

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Elizabeth Rose Wayland
Sihirsel İş Birliği Dairesi Çalışanı
Sihirsel İş Birliği Dairesi Çalışanı
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 20
En Belirgin Özellik : İnatçılığı ve öfkesi
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : BaNu
Kayıt tarihi : 24/04/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
42/100  (42/100)

MesajKonu: Elizabeth   Paz Nis. 24, 2011 8:04 pm


    Aşk sahip olduğunuz tek şeyse ve onu kaybetmek üzereyseniz ne yaparsınız? Üstelik sonsuzluğa giden bir hayatınız varsa. Bu soru Kadim vampirin yüzleşmek zorunda olduğu acı gerçekti.[/center]
    Derinlerden yüzeye çıkmaya çalıştıkça, dalgaların azgınlığınla alabora oluyordu. Ciğerleri su için yalvarıyordu. Tüm çırpınışlar, mücadeleler boşunaydı.? Kızgın dalgalar öfkeyle narin vücudunu denizin dibine atıyordu. Denizin yeşil- mavi karşımı güzel rengini anımsatan gözlere baktığında Elizabeth boğulduğunu hissediyordu. Constantine duyduğu öfke yerinde olsa da onu görmenin mutluluğu konuşmasını engelliyordu. Öğrendiklerini ona sormayı istemiyordu. Sorulardan, cevaplardan ve en önemlisi sonuçlardan korkuyordu. Zamanın içinde yaşadığı ayrılıkların hiç birinden böyle korkmamıştı. Aşk Elizabeth’in var olma sebebiydi. Varlığıydı ancak sevgisinin karşılığından şüphe duymak çok acı vericiydi. Yıllardır kendine ev dediği üç katlı ahşap yapının salonunda, birbirlerinden uzak durmuş iki âşıktılar. Buluşmalarının her zamankinden farklı olmuştu. Normal zaman da olsaydı şuan Constantine’nin kollarında olur, doyumsuz öpücüklerine karşılık veriyor olmalıydı. Oysa bir yabancı gibi uzaktı ve silik bir anı gibiydi her şey... Kalbindeki acının yoğunluğu, konuşmasını zorlaştırıyordu. Onu kaybetmek mi, ihaneti mi? Bu soru beyninde dönerken yumuşak, sitemkâr sözler duyuldu.

    “Benimle konuşmayacak mısın Lizbeth?” Sesi büyü gibi içine işliyordu. Bir erkeğin ona böyle hissettireceğini hiç düşünmemişti. Kendisini toplamalı, sorularını sormalıydı ama nasıl? Yer yüzünde her şeyden çok sevdiği bir adama nasıl bana ihanet ettin diyecekti. Bu sorunun ağırlığı altında ezilmeden bunu başaramayacağını biliyordu. “Benim güzel Lizbeth’im neden bu kadar sinirli? Bilmeden bir kusurum mu oldu?” 'Kusur mu? Evet, kesinlikle ! Beni kendine aşık etmen en büyük kusurun ve arkasından ihanet etmiş olman..' Boynunda hissettiği dudaklar bile onu rahatlatmıyordu. Öfkesi dizginelemez seviyeye ulaşmıştı. Sakin olmak için yıllardır yaptığı gibi hareketsiz duruyordu. Tam bir ölü gibi. Zaten bu geceden sonra öleceğini biliyordu. Yaşadığı acıya dayanması imkansızdı. “Ah, Hadi Leydim! Sorunun ne olduğun söyleyin ve birlikte çözelim. İkimizin üstesinden gelemeyecek bir sorun yok. Sizin böyle sükûnete boğan ne?” Bu sözlere inanmayı isterdi.. Herşeye karşı tek beden olmayı.. Ama dilemek yetmiyordu. Hızla kollarından çıkarak ondan uzaklaştı. Aralarına mesafe koyup, öfke ile gözlerine baktı. Saçları hızından dolayı savrulmuştu. Gözlerindeki öfke parıltısının yansımasını görüyordu.

    "Susuyorum çünkü öfkemi zor kontrol ediyorum. Sorunu merak ediyorsun demek.. işte bu! Mendildeki o kan bana ait Constantine.. Senin yüzünden akan kanım. Beni tehdit eden konsey başkanın akıttığı kan. Elindeki başlamış bir savaşın sembolü ve sen sevgilim bu savaşın tek nedenisin. Çünkü bana ihanet ettin."Elinde tuttuğu kanlı mendili fırlatmıştı. Gezginin açtığı yaraya dokunduğunda hiç bir iz yoktu ama kalbinde büyük bir iz bırakmıştı. Kanlı mendile şaşkınlıkla bakan Constantine'e öfkesini tattıracaktı. Castiel'in verdiği dosyayı, çekmeceden çıkararak ona fırlattı bir kez daha. Resimler dosyadan saçılırken Elizabeth gözünü kırpmadan sevdiği adamın gözlerine bakıyordu."Bu gece Constantine, tüm sırlar açığa dökülecek. Tüm yalanlar, ihanetler ve sonuçlar.. Sana dört izimi vererek, insan hizmetkarım yaptım. Asla diğer vampirler gibi davranıp, seni zorlamadım. Sonsuz yaşamımı, güçlerimi ve hayatımı paylaştım. Tabi tüm bunların ötesinde sana aşkımı, bedenimi ve tüm kalbimi verdim. Oysa sen en büyük düşmanım için çalışıyorsun. Bana nasıl ihanet edersin! " Tek solukta konuşarak, öfkeden deliye dönmüş vücuduna hakim olmaya çalışıyordu. Sözcüklerin her biri asit gibi boğazını yakıyordu. Ona doğru istemsizce adım atan Constantine'den uzaklaştı. Elini kaldırarak içine akıttığı gözyaşlarının nedeni yüzüne yansıttı. Keşke ağlayabilseydi.. Keşke ölebilseydi. Constantine onu kalbinden kazıklasaydı bu çok daha az acı verirdi. "Bu gece bana dokunmana izin vermiyorum. Bu gece ve belkide sonsuza dek.. Bunu senin sözlerin belirleyecek.!" Her kelimenin üzerine vurgu yaparken içinde verdiği fırtınayı yansıtmaktan kaçınmıştı. Çünkü bir insanın kaldıramayacağı kadar büyüktü.

    “Bunu yapamazsınız!” Contantine’nin öfkeli sesi odayı dolduruyordu. Genç adamın yüzündeki acı okadar belirgindi ki Elizabeth’in nefesi kesildi. Hiç bir şeyin canını yakmayacağını düşünüyordu. İnsan olduğu son gece tüm hayatına yetecek kadar acı çekmemişmiydi. Ailesini gözünün önünde katleden insan bozuntuları, ona kolay ölümü sunmamıştı. Dokunulmamış bedenine görülmemiş bir zulümle kirletirlirken, dayanılmaz acılar çekmişti. O gece her şeyini kaybetmişti. Masumiyetini, insanlığını, sevgisini ve ailesini kaybetmişti. Bir daha böyle acı çekmeyeceğini düşünmüştü ama yanılıyordu. Constantine’ni kaybetmek her şeyden çok daha kötüydü. Elizabeth bir saniyede bütün bunları düşünerek, kendine işkence yapmaya devam etmişti. “Kadaj benim ailem. Ama Lizbeth’im isterse bir hain gibi ezilmek sonucu olsa bile ayrılırım. Ama benden uzak durmanız… Ah, kesinlikle buna dayanamam. Gözlerinizde nefreti gördüm. Her zaman aşkla bakan o gözlerde bugün nefreti şüpheyi gördüm. Artık biliyorum ki bundan sonra hiçbir şey eskisi olamayacak ve ailem, evet Kadaj bana dün Morte d’Amour’la olduğunuzu söyledi. İhanet konuşulacaksa bunu ileri sürebilirdim. Fakat ben sadece bir köleyim ve buna hakkım yok! Haddimi bilirim ve haddimle ölürüm.” “HAYIR!...” Her şey o kadar hızlı olmuştu ki müdahale edemedi. Beyni kelimelerle uğraşırken sevdiği adam kendini hançerlemişti. Elizabeth’in içindeki acıya fiziksel acıda eklenmişti. Nasıl onu bırakabilirdi. Nasıl savaşmadan teslim olurdu? Kutsal kanı vücudundan akarken yere düştü. “ÖLÜM SAKIN ONU ALMA
    “Bırak! Yanacaksam eğer,
    O kibriti ben yakarım;
    Hiç değilse kendi yangınımda yanarım.
    Ne yangınlarda yandım ben
    Korkma buna da dayanırım
    Olmadı kendi kendime kıyarım.*”
    Asla izin vermezdi... "Asla.. Kendine kıymana bile izin vermiyorum. Beni bırakamazsın". Ya da birlikte ölürlerdi. Yere çökerken nefes almıyordu. Onu kaybedemezdi. Acı bedeninden yayılıyordu. Gümüş bıçağa baktığında ölmek için yalvardı. Gümüş, onun kadar yaşlı bir vampiri öldürmek için yeterli değildi. Zaten bunu önemsemiyordu. Tek önemsediği kollarının arasındaki sevgilisiydi. Acı.. Saf acıyı ruhunu eritirken onu hayata bağlamak için ne yapması gerektiğini biliyordu. Hançeri yarasından çekerek çıkardı. Kanı akarken bedeni daha da solgunlaşıyordu. Onsuz olmaya katlanabilirdi belki, ama onun nefes almadığı bir dünyada yaşayamazdı. Aralarındaki bağdan ona gücünü akıtırken üzerindeki kanlı gömleği parçaladı. Dudaklarını sevdiği adamın kalbinin üzerindeki yaraya kapattı. Tükürüğünü kanın akışını kesse de yeterli değildi. Hızla hançerle bileğini kesti ve Constantine'nin dudaklarına bastırmaya başladı. Kendisinde olmasa ağzından aşağıya kan akmasını sağlıyordu. "İç aşkım.. Kanım senin kanım, bedenim senin bedenin. Kalbim ise tamamen senin.." Kan boğazından inerken bütün gücünü Hizmetkarına odakladı. Hayatta kalması herşeyden daha önemliydi. Castiel haklıydı bir ölümsüzün sevgisi çok daha güçlü olurdu. Elizabeth'in Constantine duyduğu aşk ölümsüzlerin arasında bile eşi görülmeyecek kadar güçlüydü. Onun için herşeyi yapacaktı. İhanet etse bile onu koruyacaktı. Yeterki gözlerini açsın ve aşk dolu bakışlarını tanrıçasına sunsun... Göğüsündeki yara iyileşirken akıtamadığı göz yaşları asit gibi içine akıyordu. Elizabeth kan kraliçesiydi ve kanındaki kutsallık Constantine yaşatmayacaksa varlığının anlamı yoktu. "Bana dön Constantine'm. Bana dön. Varlığımın nedeni, aç gözlerini lütfen." Kendine gelmemiş olması paniklemesine neden oluyordu. Bileğindeki kesik iyileşmişti. Daha fazla kana ihtiyaç vardı. Varlığının nedenine gücünü akıtırken zayıfladığını hissediyordu ama önemsemedi.. Hançeri birkez daha eline aldı, bu sefer daha da canını yakıyordu.
    "Ey gözler.. son kez bakın...
    Kollar.. son kez kucaklayın...
    Ve dudaklar, ey siz nefes kapıları..
    Yasal bir öpüşle mühürleyin doyumsuz ölümün yaptığı bu süresiz antlaşmayı.....*"
    Juliet gibi yavaşça uzanıp sevdiğini öptü. "Ölüyorum, işte .. bir öpücükle....... Ey Hızır gibi yetişen hançer: Senin kının burası. Orda paslan ve bende öleyim..."Hançerle boğazını keserek, kanının sevdiğinin dudaklarıdan bir kez daha içine akmasını ve ona hayat vermesini sağladı. Kanı çok hızlı akıyordu. Boğazını bu yüzden kesmişti. Constantine'nin kalp atışları normale dönerken, kendisini güçsüz hissediyordu. Önemli değildi, çünkü sevdiği nefes alıyordu. Solgun rengi, yerini mükemmel ten rengine bırakırken gülümsedi. Başarmıştı.. Yaşıyordu ve birbirlerini uğrunda ölecek kadar çok sevdiklerini kanıtlamışlardı. Castiel'den hoşlandığını biliyordu, ancak bu sevgiylele kıyaslanamazdı. AİLEM demişti kadaj için ve kendisi kim oluyordu da onu ailesinden ayrıyordu. Ailesinin başında Belle Morte olduğunu biliyormuydu? Uyandığında sorunlar onları bekliyordu ancak önemli değildi. Hiç birşey biraz önce yaşadığı acının önüne geçemezdi. Kalbi sıkışıyor, nefes almakta zorluk çekiyordu. Bir vampir için sıradışlıydı. Gücünü toplaması gerekiyordui, sevdiği erkeğin kollarında dinlenmeyi talep edecekti. Başı dönmeye başladı, boğazındaki kapanan yaraya dokundu. Pütürlü bir iz oluşmuştu. Constantine güzel gözlerini yavaşça açtığında bir saniye göz göze geldiler. Hiç bir güç onları ayıramazdı, ölüm bile..
    "Ey parlak melek, konuş yine! Sen, göz kamaştıran bir parlaklık veriyorsun geceye...* Ölüm bizi ayıramaz Constantine. Sonsuza dek birlikteyiz..." Uzanıp dudaklarından öpmeye başladı. Hiç bir güç Constantine ondan almayacaktı, buna izin vermeyeceğini Gezgin'e de söylemişti. Kadim vampir herşeyini bir insana vermeye razıydı. İşte bir ölümsüzün Aşkı buydu. Arzulu öpücüğünü, ona verirken bayılacağını hissediyordu. Bir vampirin bayılması şüphesiz farklı oluyordu. Dudakları ait oldukları yerden ayırarak fısıldadı. "Senden nefret edemem çünkü VAR OLMA nedenimsin. Seni her şeyden çok seviyorum, yinede bir daha bunu bana yaparsan, hançeri kendi kalbime saplarım sevgilim." Asla blöf yapmayacağını Constantine biliyordu. Sözlerinin ardından daha fazla dayanamayarak kanlı döşemenin üzerine yığıldı..

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Usta
Usta
Usta


Mesaj Sayısı : 44
En Belirgin Özellik : Puan veririrm
Kayıt tarihi : 23/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: Geri: Elizabeth   Ptsi Nis. 25, 2011 9:06 pm

Anlatım: 23/25
İmla: 11/15
Görünüm: 8/10

Toplam: 42 Puan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Elizabeth
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: