Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 Collesius.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Collesius A. Maledictus



Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 17/03/11

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
40/100  (40/100)

MesajKonu: Collesius.   Perş. Mart 17, 2011 6:11 pm

'Dinsizliğin dibine vurmuş biri olarak Preston kilisesin de ne işim
olabilirdi ki? Belki de annemin o inanç safsatalarını yerinde görme merakım
beni buraya kadar getirmişti. Belki de ayaklarım biraz huzura ve sessizliğe
ihtiyacı olduğunu düşünüp beni buraya sürüklemişti. Kim bilir belki de herkesin
aradığı İsa ile burada tanışmak ona hayatın güzelliklerini anlatıp artık daha
fazla acı çekmesine gerek kalmadığını söylemek için buradaydım. Belki de her ne
kadar inançsız olsam da Tanrı’ya söyleyeceklerim için gelmiştim bu sessiz
kasabanın ihtişamlı görünümlü kilisesine. Evet, aramız Tanrı’yla hiç iyi
değildi ama ben onun beni anlayabileceğini düşünüyordum benim onu anladığım
kadar. Ben onun otoritesine koşulsuz boyun eğen hakiki çocuklarından birisi
olamadım hiç. Belki O’nunla konuşurken nasıl bir dil kullanacağımı da pek
bilemediğimden babasının varlığından değil de kızdığında gazabından korkan bir
çocuk gibi hep biraz ürktüm O’ndan. Onu herkesten farklı algıladım ben. O’nu
yeterince sevmediğimiz de küsebilen kırılgan bir çocuk, günah işlediğimizde
cezalandıran kibirli bir öğretmen, acı çektiğimizde üzülen bir anne,
korktuğunda çocuğunu terk eden bencil bir baba, içimizdeki kötülüğü çıkarmaya
muktedir bir zalim, başkasına teslimiyetimizi hissettiğinde kıskanç bir sevgili
hatta bazen adalet duygusunu yitirmiş acımasız bir düşman gibi davranan, yarı
insan görünümünde çok tuhaf bir varlık olduğuna inandım hep. '

Josh Weashley aklında bu düşünceler ile Spinner End’in ihtişamlı mabedinin
arka sıralarından birinde otuyordu. Sanki bilinmedik bir rüzgâr Josh Weashley’i
buralara kadar savurmuştu. Hayatının anlamı aradığı bu yolculukta Josh Weashley
giderek anlamsızlığın içinde kaybolmaya başlamıştı ve günler geçtikçe oradan
oraya sürüklenir olmuştu. Belli bir gayesi yoktu Josh Weashley’in, sadece
hayatın iliğini emmekle ve kendisi için ayrılan anı yaşamakla meşguldü.
İngiltere’ye geldiği günden beri gürültü dolu şehirlerin arasından kaçıp
birazcık huzura erebilmek için bu sakin kasabaya kendini atmıştı ve Spinner
End’in ölüm sessizliği içinde bir çan sesi duymak Josh Weashley’in ilgisini
çekmişti. Preston Kilise’nin vardığında temkinli adımlarla içeriye adımı
atmıştı ne de olsa bir düşmanın evine izinsiz olarak giriyordu. Kilisenin arka
sıralarından birine oturarak bu düşüncelerle boğuştu ve cevaplarını aradığı nice
sorulara yenilerini ekledi.
Preston Kilisesi klasik bir Çarşamba gününü yaşamaktaydı. İçerideki Tanrı’ya
gönülden bağlı az sayıda insan tüm içtenlikleri ile çocuk saflığında dua
ediyorlardı. Josh Weashley arada sırada oturduğu sıranın önüne doğru eğilmiş
olan başını kaldırıp bu insanlara bakıyor ve onları anlamaya, yaptıklarını
anlamlandırmaya çalışıyordu. Kimi zaman gözleri kilisenin ışıltılı gravürlerine
takılıyordu; İsa ile Meryem Ana’nın gülümseyen yüzlerine bakıyor ve yüzünde
alaycı bir tebessüm yayılıyordu Josh Weashley’in. Belki de içindeki sonsuz güce
güvenerek kafa tutuyordu tüm bu kutsal varlıklara. İyi bir büyücü olmanın
yanında gerektiğinde keskin dişilere ve pençelere de sahip olmak ona gerçekten
büyük bir güç sağlıyordu. Josh Weashley bu gücün bilincindeydi ve bu güç
sayesinde anlamsız hayat yolculuğunda kimseye ihtiyaç duymadan kimseye bağlı
kalmadan yaşamayı başarmıştı. Ne Tanrı’ya bağlanmıştı ne de Tanrı’nın yarattığı
onlarca güzelliklerinden birine.
Bu sırada kilisenin büyük ve çeşitli desenlerle işlenmiş kahverengi kapısı
hafif bir ses çıkararak açılmıştı. Josh Weashley kapıya çok yakın olan arka
sıralardan birisinde olmasına rağmen bu gıcırtıya aldırış etmedi ama kapının
açılmasıyla beraber içeriye dolan hafif bir esintinin tenini okşaması gerçekten
çok hoşuna gitmişti. Esinti ile beraber güçlü bir parfüm kokusunu kilisenin
içine yayılmaya başlamıştı. Josh Weashley bu kokuyu hissedince bir an için
gözlerini kapadı ve kendisini İtalya’nın lavanta dolu bahçelerinden birindeymiş
gibi hissetti. Öylesine hoş bir kokuydu ki… Hissedenleri kendisine çağırıyordu
adeta. Josh Weashley gözlerini kapattı ve birkaç dakika boyunca kokuyu
hissetmeyi sürdürdü. Gözlerinin tekrar açtığında ise siyahlar içine bürünmüş zarif
bir kadının hemen yakınından geçtiğini fark etti. Üzerindeki uzun siyah
elbisesi ve ellerindeki siyah eldivenleri ile asil bir giyim tarzına sahipti bu
gizemli kadın. Eşarbının uçlarından sarkan saçları kilisesinin loş ışığında
bile parıldayacak kadar altın bir renge sahipti. Josh Weashley Tanrı’nın
mabedinde böylesi bir güzellikle karşılaşmayı beklemiyordu ve hemen birkaç sıra
ötesine oturmuş bu kadını dikkatle seyretmeye başladı. Yüzü bir melek
beyazlığına sahipti lakin çevresine yaydığı koku bir şeytan kokusuna
benziyordu. Josh Weashley bu kokuyu iyi tanırdı ve şeytanı memnun etmeyi
başaracak işler yapmıştı. Belki de bu koku Josh Weashley’e bu yüzden gizemli ve
özel gelmişti.
Josh Weashley bu kadını seyrettikçe ruhunun derinliklerinde bir yerde bir huzur
bulmaya başlamıştı. Bu huzur giderek kendini sarmalaya başlamıştı. Huzurun
kaynağının karşında huşu içinde dua eden kadın olduğunu biliyordu. Kadın iki
elini göğsünün orta yerinde birleştirmiş, birkaç dakikadır aralıksız olarak
dualar ediyordu. Siyah gözlüklerinin ardına sığınmış gözlerini yukarılara doğru
dikmiş gibiydi. Josh Weashley bu yakarış şeklini beğenmişti, çünkü çoğu insanın
yaptığı gibi başını öne eğmektense Tanrı’yı görebileceğe bir yere bakmayı
tercih ederdi. Josh Weashley ilk defa huzurun dinginliğinde kendini bulmuşken
bir anda bir gerçeği fark ediverdi. Bu melek görünümlü şeytan kadın Tanrı’nın
kendisine oynadığı en büyük oyundu. Tanrı, kendi mabedinde karşısına böyle
birini çıkararak huzura ve mutluluğa ulaşmasını sağlıyordu. Tanrı Josh
Weashley’in gerçek huzurun bu kilisenin içinde olduğuna inanmaya zorluyordu.
Düşüncelerinde yayılmaya başlayan şüphe tüm huzurunu alıp götürmüştü ama
düşüncelerinde haklı olduğunu biliyordu. Karşında meleğin sureti ve şeytanın
kokusu vardı, Tanrı tüm yarattığı iyilik veya kötülüklerle onun kendisine
inanmasına istiyordu. Ama Josh Weahsley kendi dinsizliğinden memnundu ve bir an
için duyduğu huzura inanmayacaktı. Artık kısık gözlerle izlemeyi sürdürdüğü
kadını nefretle izliyordu. O, Josh Weashley’in en büyük düşmanın sadık bir
kölesiydi ve buraya Josh Weashley için gelmişti. O bir melekti, o bir şeytandı.
Tek istediği kendisini yaratan Tanrısı’na Josh Weashley’in de itaat etmesiydi.

Josh Weashley Tanrı’nın bu oyununa daha fazla katlanamayacağını anladı. Bu
kadının büyüleyici etkisinden bir an önce kaçmaya karar verdi ve hızla kiliseyi
terk etmek için ayağa fırladı. Gözlerinde en büyük düşmanına duyduğu nefretle
kiliseden ayrılırken arkasından ona doğru gelmekte olan bir ses işitti. Bu ses
aynı koku gibi büyüleyici bir etkiye sahipti fakat içinde az da olsa bir
yenilginin mutsuzluğunu da barındırıyordu. Dünyanın en çekici seslerinden biri
Josh Weashley şöyle diyordu:
‘‘ Josh Weashley Tanrı’mdan ve Tanrı’ndan kaçamazsın.
O seni en kuytu köşelerde bulur ve içine her daim huzuru doldurur. Gerçekleri
neden görmüyorsun ve gözüne bağlanmış o nefret bağını neden çözmüyorsun?
Aradığın gerçek huzur Tanrımızda Josh Weashley! ‘‘

Kilisenin orta yerine siyahlar içinde giyinmiş bir kadın avazı çıktığı kadar
bağırırken Josh Weahsley tüm bu olup bitene aldırmayıp kilisenin dışına adımını
attı. Güneş uzak diyarlarda batıyordu ve Josh Weashley içinde isyanların ateşi
ile karanlıklara doğru ilerliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Stewie Amadeus
Lord Jules & III. Sınıf
Lord Jules & III. Sınıf
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 44
Yaş : 30
En Belirgin Özellik : Kibirli, hırslı ve lanetli
Kan Durumu : Safkan
Gerçek Ad : Eren
Kayıt tarihi : 15/03/11

MesajKonu: Geri: Collesius.   Perş. Mart 17, 2011 6:47 pm

Anlatım (Akıcılık, betimleme, vs.): 23/25
İmla: 11/15
Görünüm: 6/10

Büyücü Gücü: 40/50

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Collesius.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: RPG MERKEZİ :: Büyücü Gücü-
Buraya geçin: