Bu büyülü dünyada karanlıkta yolunuzu bulmaya çalışmak istiyor musunuz?

Sitemize üye olunuz...



 
AnasayfaDeathomens RPGKayıt OlGiriş yap
Hoşgeldiniz. Lütfen, Giriş yapınız ya da Kayıt olunuz.








Sitemize hoşgeldiniz!
Harry Potter zamanını hatta bilinen dört büyücü zamanını bile geride bırakıp daha öncelere götürüyoruz sizleri. Alışılmamış temamız ve özgün sistemlerimizle beraber sizleri bekliyoruz. Sihirli dünyamızın kapılarından geçerek bu heyecan dolu kurguda yerinizi alabilirsiniz.
Sihirli günler dileriz.


blablabla
SITE STATS

User Legend

Paylaş | 
 

 ZEUS'UN RUHLARI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Julian Lang
Karanlık Sanatlar Profesörü
Karanlık Sanatlar Profesörü
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 135
Yaş : 30
Gerçek Ad : Eren
Kayıt tarihi : 13/07/10

Karakter Bilgileri
Özel Yetenek:
Quidditch Mevkii:
Büyücü Gücü:
50/100  (50/100)

MesajKonu: ZEUS'UN RUHLARI   Paz Mart 20, 2011 5:44 pm

50 YIL ÖNCESİ

Mutluluk güneşi kiminin kalbini aydınlatıyordu bu zamanlarda. Bir koruyucuları ve bilinmeyen bir tılsımları vardı kendilerini koruyan. Umudun ve geleceğin adıydı 'Zeus' lakablı yüce ihtiyar. Öyle bir güç vardı ki içinde; aciz bedeni elini kıpırdatamazken maneviyatı karanlığın önünde ak bir duvardı. Güzel günlerin olanağıydı, sonsuzluğun temsilcisiydi mavi gözleri. Huzurdu ışık için, aydınlık için ve yaşam kaynağıydı adeta. Varlığın tüm sebebi onda toplanmıştı ve o ölümün gücüne de sahipti. Sonsuza bakıyordu her sene ilerleyen yaşı. Aklı, beyni ölümü de yenecek kadar kudretliydi ve muktedirdi tek sözüyle her şeyi değiştirmeye. Gelmiş geçmiş en güçlü büyücüydü, O Zeus'tu: Tanrların tanrısı olmuştu yalnızlığa mahkum olmuş bedeni sonsuzluğa açılmış bir ruha hizmet ederken. Tüm ömrü boyunca bu gücü elinde tutmuş ancak ailesini kaybetmişti. Maddi bir oğlu vardı ama manevi bir kişi yoktu ortada. Onun maddiyatı da maneviyatı da iyilik olmuştu artık. Kendi yarattığı amele adamıştı benliğini; Tanrı'yı oynuyordu artık o. Ama cezalandıran değildi. O, devamlı esirgeyen, koruyan ve affeden oldu. Yıllarca bıkmadan devam etmişti buna...

O varken her şey güzeldi, her şey kolaydı tüm büyücüler için. Korkusuzluk ve huzur neydi, yaşamıştı onunla birlikte herkes. İyiliği kalbinde taşıyan memnundu bu berrak güneşin altında olmaktan ama ışığın hiçbir şekilde yok edemediği karanlıklar vardı bazılarının içinde. Öldüremiyorlardı ne kadar isteselerde kendi cinsinden gelen birilerini. Büyücüyse hiçbir insanoğlunun kılına zarar veremiyordu. İki düşmanı olmuştu hayatında yüce büyücünün; biri Ölüm diğeri ise onun en büyük hizmetkarı Karanlık Lord... Ayın farklı iki yüzü gibiydiler Zeus ve Lord Bragham; biri tüm benliğiyle ortada, öteki karanlıklar içinde saklanarak oynuyordu. Kendi yerine başkası yapıyordu işlerini; kimse karşı gelemiyordu ona çünkü o ölümün oğluydu. Tek bir karşı çıkış olmuş ve ağır yenilgi almıştı. En büyük gücünü kaybetmişti; o yüce itibarını. Zeus'un varlığı onun saf karanlığını iyiden iyiye yok etmek üzereydi ve buna bir çare bulmalıydı Lord. Pek zor da olmamıştı bulmak onun gibi bir zekaya; hiçbir büyücü dokunamazdı Zeus'a kendinden başka. Kendi ve onun kanını taşıyan oğlu. Kan bağı en güçlü mühürden bile üstün bir değer taşır hayatta. İstesen de istemesen de senin bir parçan vardır dışarıda...

Yıllarca babasının ilahlaştırılmış ismini taşımıştı çocuk, hep onun gölgesinde kalarak. Kendi başarıları değil de onun oğlu olarak anılmıştı. Aslında onun tek bir değeri Zeus'un oğlu olmaktı ona göre ve bu yıllar geçtikçe katlanılmaz bir hal alıyordu. Zavallı gibi hissettiren bu nam ona güç yerine acı veriyordu. Yalnız büyümek, en çok da bu kanına dokunuyordu.. Sırf diğer büyücülerin iyiliği için kendi hayatıyla birlikte onun hayatını da mahveden babası ondan vazgeçmişti. Yıllarca bir ukte kalmıştı içinde. Görünürde babası vardı ama aslında hiç babası olmamıştı. Zeus'tu o, herkes gibi ona göre de ilahlaştırılmış bir ihtiyardı... Ama onun da bir sonu olmalıydı...



ÖLDÜ!

Tahta sandalyenin gıcırtısı eşliğinde ileri geri geliyordu yaşlı, mavi gözlü bir adam. gözleri boş bir şekilde direkt karşıya bakarken boynu bükülmüş, omzuna düşmüştü ihtiyatla. Sonunun yaklaştığını düşünürken son birkaç gündür, ecel o farkına varmadan çalmıştı kapısını. Muggle tarzı eski evinde ölü bulunduğunda karşısındaki genç büyücü çoktan gitmiş olacaktı. Onu bulan muggle seherbazları eceliyle öldüğünü düşüneceklerdi büyük ihtimalle, katilin varlığından bile haberleri olmayacaktı. Büyücü dünyası büyük bir yıkım yaşayacaktı bu yaşlı adamın kaybolmasıyla. Onu bulan mugglelar onu kimsesizler mezarlığına gömdüğünde, mavi gözlerini kapattıklarında dünyayı karartacaklardı bilmeden; üstüne attıkları her toprakla kendileri boğulacaklardı nefessiz kalarak. Karanlığın adımları yankılanırken her yerde, birileri diri ve canice bir kahkaha atıyor olacaktı belki de. Bir çağ kapanacak o mavi gözlerde, yeni bir çağ açacaktı yeşil ışığı çakan genç büyücü. Farkında olmadan bir son yazacaktı hikayeye, aslında o bir başlangıç yaptığını sanacaktı ama dünya defterini kapayıp yok edecekti bilinçsizce. Belki pişman olacaktı emri ona veren kişinin asası alnına batarken ya da karşı çıkışlarında pişmanlık sarmış olacaktı kalbini. Basit bir şekilde öldürdüğü adamın arkasından yas tutacaktı bir gün gelip kayıp mezarlığının başında. Ama artık geri dönüş yok. Çok kolay anlatıyordu o iki kelime mavi umudun durumunu şimdi: O ÖLDÜ!


ŞİMDİ

Bir çocuk bakıyor sessizce, bulduğu küçücük delikten olanları izliyor kapı ardından. Evini basan bu adamların neden burada olduğunu anlamaya çalışıyor küçücük bedeni korkuyla sarmalanmış, gömme bir dolabın içinde saklanmaya terkedilmiş bir halde. Annesinin sözünü dinleyerek nefes bile almaktan çekiniyor. Büyücü olduğunu bildiği babasının neden hala asasını çıkarmadığını merak ediyorken bir anda tüm merakları cevap buluyor; aniden gelişen bir düello ve ölen insanlar... Yumuyor gözlerini çocuk, boğazında oluşan düğümü yutamadan boğulurcasına susuyor. Korkuyla terbiye oluyor bedeni ve gözlerini açtığında yalnızlıkta bir başka imtihanı oluyor. İyi olmanın sonucunu görüyor... Dinlediği masallardan çok farklı bir sonuç. Her zaman iyilik kazanmıyormuş, bunu ölen babasının gözlerinde görüyor. Masumca dökülüyor yaşlar gözünden; döküldükçe kararıyor içi hırsla. Bir süre sonra duruyor yaşlar ve içe doğru akmaya başlıyor. İçindeki ateşi söndürmese de ferah tutuyor aklını. İntikam gözünü bürüyor, başka renkler görüyor artık yeryüzünde. Akın yanına karayı da yakıştırıyorlarmış, kayıplarla öğreniyor. Elli yıldır süre gelen ve bitmek bilmeyen bu gecenin nedenini anlıyor; karanlık neymiş ve ne istiyormuş? Ölüm... Daha çok ölümmüş soruların cevabı.

Bir efsane var aklında. Adı Zeus olan; ölümü yenmiş kendini yakarak aydınlığa çıkarmış herkesi. Yıllardır dilden dile dolaşıyor bu efsane. Değiştirilmiş, farklı şekillerle dillenmiş. Kimse aslını bilmiyor olayın. Sonu olmayan, herkesin kendi kendine uyduruk bir son yazdığı efsane. Bir umut çocuk için, birçoğu için. Yalnızlığını bununla kapatmaya karar veriyor küçücük yaşta çocuk. Bir gün o efsaneyi yaşatacağına ant içiyor kendince. Kimine göre kaybolmuş olan Zeus'u bulacak, kimine göre sakladığı ruhlarını. Kimine göre ölmüş olan bu adamın yaşadığına öylesine inanıyor ki baldırı çıplak yalnız çocuk, artık Zeus'u içinde hissediyor. O denli umudunu bağladığı bu adam ışık oluyor içinde.


Herkesin içinde tek bir ışık vardı ama tene vuran karanlık örselemişti tüm umutları. Ölümün çocuğu olarak nitelendirilen Lord Bragham ölse de müritlerine miras bıraktığı güç karanlığı çöktükçe çökertmeye yetecek kadardı. Her yere sızmış olan bu insanlar aşikar olan monarşinin yaşatıcılarıydılar. Tek sorun artık bir başları yoktu. Başa geçme konusunda pek istikrar gösteremiyordu kimse ama aydınlığın üzerinde gölge yaratmaktan da çekinmiyordu. İçlerinde bir korku vardı; Lord'un ölümünden faydalanarak her an bir ayaklanma çıkacağını düşünüyordu tüm karanlık yandaşları. O yüzden daha çok baskı uyguluyorlardı büyücülere ve daha çok muggle öldürüyorlardı hala güçlü ve tehlikeli olduklarını gösterircesine. Bulundukları bölgeyi kendilerince temizlemişlerdi yıllarca süren bir araştırmayla. Sadece safkanın varlığına inanan sapkın düşüncelerle katletmişlerdi insanları ve etmeye de devam ediyorlardı. Karanlığın hükümdarı olduğu Bakanlıkta bunun için özel alanlar açılmıştı ve başarıyla sürdürülüyordu her şey. Tek dert başa kimin oturacağıydı. Bu sorunun devam etmesi kendi içlerinde bir savaşa sürükleyebilirdi onları. Hem dış etkenler hem iç etkenler korku salıyordu karanlığa. Hepsinin zaferini gölgeliyordu bu. Herkes rahatsızdı bu durumdan.

Korku her yerdeydi nitekim. Karanlığın içinde olduğu kadar, Lord'un ölümünü kendine fırsat bilen aydınlığın, geleceğin savaşçılarının içinde de vardı. Her an yakalanma riskiyle bir araya geliyor ve bazı baskınlar planlıyorlardı. Karanlığın yandaşlarından önce davranıp, onların bazı baskınlarını başarısız kılma umuduyla fikirler geliştiriyorlardı. Karmaşık bir dönem içinde herkes nereden saldıracağını düşünüyordu. Aydınlık azınlıkta da olsa onların başka bir kaynakları da vardı; son zamanlarda dillerden düşmeyen Zeus'un Ruhları konusu.

Bilinen efsanenin son baskısında Zeus'un öldüğünü ama ölürken ruhunu parçalayarak bir yerlere sakladığı miti kendini gösteriyordu. Herkese mantıklı gelen bu son söylenti karanlık için korku yaratırken aydınlık için umut vaad ediyordu yeniden. Tek sorun o ruhları nasıl bulacakları ve nasıl kullanacakları. Büyük sorun haline gelen bu söylentiler her iki tarafı da harekete geçirmiş, herkes Zeus'un bu ruhlarının peşine düşmüştü...


_________________

Pierre Seymour' a teşekkürler...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://deathomens.yetkin-forum.com
 
ZEUS'UN RUHLARI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Mitolojideki Tanrılar ve Kahramanlar

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 ::  :: ANA KURGU-
Buraya geçin: